İçeriğe geç

Evrenin Eşiğinde (Roman)

Kısa bir ön okuma:

Dokuzuncu Bölüm

Tuna’nın Kararı

2177 yılının haziran ayının ortalarında, Maloti-Drakensberg yaylalarında hava iyice soğumuştu. Geceleri eksi derecelere kadar inen hava, şimdilik gündüzleri daha dostane bir sıcaklığa varabiliyordu. Camla, metalle ve ahşapla bezenmiş gökdelenler tarlasından kopup gelen Tuna, yaşadığı Dünya’ya ilk kez bu denli yaklaşmıştı. Yine de Maloti dağlarının eteklerinde uzun yürüyüşlere çıktığında, yaban bitkilerinin arasına bırakılmış, saksıdaki bir süs bitkisine benziyordu. Günlerce direnişçi kampındaki çadırına kapanmış, doğru düzgün yiyip içmeden … ölümüyle yoğrulmuş ve ne yapması gerektiğini uzun uzun düşünmüştü. Ölüm haberlerinin ardından gelen ilk bir haftayı bir daha hatırlayamayacaktı, çünkü duygusal anlamda parçalanmış ve tükenmişti. Sonraki günlerde ise Nina ve Tank’ın desteğiyle biraz da olsa konuşur ve içini döker olmuştu. Yirminci gün geldiğinde başını çadırından çıkarmış; kozasından ayrılan bir kelebek misali kanatlarındaki ölüm ağırlığıyla kendini uzun, çok uzun yürüyüşlere vermişti.

Aslında bu yürüyüşler Tuna’nın bilinçli olarak tercih ettiği bir rahatlama yöntemi değildi. İşin aslı, rahatlamak gibi bir hedefi de yoktu. Her şey kendi doğallığında, olağan ritminde gerçekleşiyordu. Yürüdükçe sadece daha berrak düşüncelere varmıyor, aynı zamanda onu karanlık dehlizlere çeken tarifsiz acılarını da geride bırakıyordu. Yürüdükçe düşünüyor, farkında olmasa da dönüşüyor ve acıyla inşa etmekte olduğu yeni benliğine, ırak bir menzile varmaya çalışır gibi, sabırla her gün biraz daha yaklaşıyordu. Kadim ağaçların sardığı kısa patikalardan geçerken ağulu gerçeklerle boğuluyor, ardından önünde beliren engin yaylaların sonsuzluğunda derin bir soluk alıp nefesindeki kor alevi, ufukları kanatarak batan güneşle paylaşıyordu. … ölmüştü. Oysa ona söyleyemediği, çocukluğundan kalma dikenli sandığında buruk ve sitem dolu sevgi sözleri vardı. … artık yoktu ve onun bir daha hiç var olmayacağını anlayamıyor, üzerinde durduğu tepeler kadar gerçek olan bu durumu sindiremiyordu. …

Sarılıp onu sevdiğimi söylemeliydim. İyi ve mutlu olmasını sağlamalıydım. Tüm bilincini zehirli bir karanlığa gömen bu iki söz, aklında günlerce dönüp durdu. Onu eritene dek yaktı. Sonra bu iki söz onu günler geceler boyunca dövdü ve yeniden şekillendirdi. Tuna, 18 Haziran 2177 tarihinde, başını kaldırıp ayaklarının altında uzanan ve insana her şeyi başarabileceğine dair tılsımlı bir ruh üfleyen yaylalara baktığında, artık ne yapması gerektiğini biliyordu.

Ölümü durduramaz, ölenleri geri getiremezdi. Oysa birkaç yüz kilometre uzakta, körpe bedeni makinalara bağlı olarak yaşama tutunan masum bir çocuk vardı. … Tuna ona umut olabilirdi. Ölümü, bir seferliğine de olsa, durdurabilirdi. … standart paket Eternium’un simülasyon dünyasında başlattığı eylemle dünya çapında ses getirmişken yas için zamanı veya pes etmek gibi bir tercihi olmadığını biliyordu. … tek kişilik eylemi kısa bir zaman içinde önce İstanbul’dan ardından tüm Eternium şehirlerinden destek görmüştü. Yapay zekâ Elizabeth’e uygulanacak yaptırımın ne olacağı, uzun vadede simülasyon dünyanın idari düzenini de etkileyecekti. 

Nina ve Tank’la buluşacağını hatırlayan Tuna’nın adımları hızlandı. Tempolu bir yürüyüşle kampa iki saatte varabilirdi. Platonun bu kısmında giydirme Sen-Tez kubbesi bulunmuyordu; bu da en basit ifadeyle, sanal seçkin arkadaşlarına doğru yürümek dışında başka bir tercihi olmadığı anlamına geliyordu. Dalgın bir biçimde yürürken aniden üzerinde beliren AR, onu korkuttu. Gelen Will’di. Önüne iniveren AR’ye bindi. Will’in neden onu almaya geldiğini merak ediyordu.

“Her şey yolunda mı?”

“Nina’nın sana bir sürprizi var. Acele etmeliyiz. Zamana bağlı bir kapı açılacakmış.”

“Nasıl Will?”

“Anlamadım ben de. İki dakikaya öğrenirsin.”

Tuna AR’nin pilot kabininde Will’e döndü ve tereddütle “Seni tek başına bulmuşken bir şeyi anlamak istiyorum. … mezarının yerini neden bilemiyorsunuz? Yani Kurt öyle söylüyor. Sürekli… Ben anlamıyorum. Onu gömdüler, değil mi?”

Kabindeki sessizlik Will’in konuşmaya pek de istekli olmadığının işaretiydi.

“Will?”

“Bunu öğrenmenin sana hiçbir faydası olmaz.”

“Neyi Will? Neyi öğrenmemin bana… Bak, rica ediyorum. Ben çocuk değilim. Artık Ankara’da Eternium kredisi dağıtan salak adamın teki de değilim. Anlat, lütfen Will.”

Will, önce Tuna’ya ters bir bakış attı. Başını öfkeyle salladı ve kendi kendine söylendi. 

“Lütfen!”

“Onu büyük olasılıkla erittiler.”

“Yani gömmek yerine yaktılar mı?”

“Tabii, dini tören de yapmışlardır! Saçmalama, ne yakması! Erittiler diyorum; biyoplazma olarak kullanmak için!”

“Biyoplazma mı? Anlamıyorum Will.”

“Sahipsiz ölüler Tuna… Bilgisayar donanımlarındaki şu biyolojik sıvıyı biliyorsun. Yok dönüştürülmüş bakteri DNA’sı, yok sentetik hücre kodlamaları falan yapıyorlar ya.”

“Evet?”

“Ortalama bir insan bedeninden yedi kiloya yakın biyoplazma üretebiliyorlar. Yüksek veri işleme ve depolama kapasiteli yedi kilo biyoplazma! Sonra işe bu sıvıyı bilgisayarlarda, biyonetlerde, her türlü sunucuda, Sen-Tez vericilerinde kullanıyorlar. En kalitelisi insan DNA’sıymış Tuna. Sonra ilginçtir, maymun kullanıyorlarmış, fakat malum, onların soyları tükenmek üzere. İnsan bulmak daha kolay, anlayacağın!”

“Aman Allah’ım! Bunu da yapıyorlar demek!”

“Tepkin hoşuma gitti.”

Yüzünü buruşturan Tuna “Nasıl?” diyerek Will’e döndü.

“Yani yanlış anlama ama senin gibi tipler genelde İnanmam! Bu komplo teorisi! Yok canım sen de! gibi tepkiler verir de! Sana tip demek istemedim ama anlatabildim mi?”

“Anlatabildin,” diyen Tuna, ağır ağır inen AR’nin penceresinden Nina ve Tank’a bakıyordu.

“Böyle işte Tuna. Sahipsiz ölüler, gezegeni kaplayan siber alemin donanımına dönüşüyor. Hatta Eternium’da kullanılan biyoplazmanın büyük bir kısmının insanlardan geldiğine dair elimizde kanıtlar var.”

“Korkunç!”

“Konfederasyon’un bağımsız ülkeleri terörist yuvası diye yaftalayıp işgal etmesi, milyonlarca sivili kendi uydurduğu düşmanı bulma bahanesiyle öldürmesi daha korkunç değil mi? Bu tür haberleri her gün izlemiyor muydun? Neyse geldik, işte. Seni bekliyorlar.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: