İçeriğe geç

Elveda Bay Mucize (Tiyatro oyunu)

Illustration of Spotlights on empty old wooden stage - Leesport ...

Oyunun hikayesi: 2000 yılında yazmaya başladığım bu oyunu, çevremdeki oyuncu sayısı, bu oyuncuların özellikleri ve öğrenci evimde bulunan mobilyalara göre yazmam gerekiyordu çünkü eğer keyfimce yazsaydım, oyunu sahneleme şansım olmayacaktı. Tek kısıtlılık bu değildi: Elde yazdığım oyunu bilgisayara geçirmek uğruna bir tanıdığımın kafesinde bulunan bilgisayarı kullanabilmek için, kafenin kapanma saati olan 11.00’den sabaha kadar bilgisayar başında birkaç gün geçirmem gerekmişti.

Oyun bittikten sonra bir tiyatro topluluğu oyunu sahnelemek istedi ve ben de kabul ettim. Ardından 2001 yılının yaz ayında üç beş arkadaş bir araya gelerek Perde Tiyatrosu isimli (Haber için: Radikal Gazetesi) bir tiyatro kurduk; aslında kurmak üzere bir araya geldik. Belki daha doğrusu özel tiyatro kurabilmek için çırpınmaya ve öğrencilik imkanlarıyla uğraşmaya başladık. Bu sırada ben TRT’de metin yazarı olarak ufak bir iş ayarlayınca, bizim tiyatro hayalinin de finansmanı bulunmuş oldu. Velhasıl Ekin Sanat Merkezi’ni üç günlüğüne kiralayarak, Ankara Bahçelievler’de bir kafede aylarca gece gündüz provasını aldığımız oyunu sahneledik.

2001, ülkemizde büyük bir ekonomik krizin yaşandığı yıldır. Anayasa kitapçığı fırlatılıyor, bankalar batıyor ve her iş kolundan insanlar büyük bir darboğazın pençesinde çırpınıyordu. Doğal olarak bu süreçte özel tiyatrolar bir bir kapandı, çok büyük isimli kumpanyalar sahneye veda etti. Bizim de vedamız çok uzun sürmemişti; sadece dört gün tutunabildik ve tiyatromuz, tüm çabalarımıza rağmen seyirci yakalayamadı. Ben de üniversiteyi uzatmama kararıyla TRT’deki işimden ayrıldım ve ekipçe ciddi bir karar vermek zorunda kaldık; yazarak, yöneterek ve oynayarak hayata tutunmamızın imkanı yoktu. Parçası olmamak için mücadele ettiğimiz “şeyin” içine girmemiz gerekiyordu. Okullarımıza döndük, derslere girdik çıktık, vizeler, finaller, vesaire; aynı eski hikaye.

Okuyacağınız bu oyun Pepito isimli zeka özürlü bir gencin başına gelenleri anlatıyor; hayal ve gerçek arasında gidip gelen masum aklı, yaşamın çarklarında yoğrulmuş insanlara da masalsı bir gerçeklik yaratıyor. Bizler içinse bu oyunun farklı bir anlamı daha var: “Elveda Bay Mucize” 20’li yaşlarının başında yazan ve sahneleyen bir grup gencin sahneye vedasını da temsil eder.

Oyunun yayımlanacağı yok, yayımlamak için bir çabam da olmadı. Belki burada birileri okur ve güzel vakit geçirir.

O halde, perde!

ELVEDA BAY MUCİZE

Kemal Sinan Özmen/2001

İKİ PERDE

KİŞİLER

Stanley – 35 yaşlarında

Pepito – 25 yaşlarında

Jonathan – Flashbacklerde 30’larında, Günümüzde 70 yaşlarında

Anne

Linda

Bir Gardiyan

Dansçı David

BİRİNCİ PERDE

Oyun yanyana iki hapishane hücresinde geçmektedir. Hücrelerin dar pencereleri göze çarpmaktadır. Bu hücrelerden birinin duvarında, yazısı çok güzel olmayan birinin çizmeye çalıştığı bir saat ve rakamları görünür. Bu saat, oyunun tablo geçişlerinde, blacklight ile, vurgu alabilir. Oyunun bu ana mekânı dışında, Pepito’nun idam edileceği bir mekân, Jonathan’ın yaşadığı çöplük, iki hücre önündeki koridor bulunmaktadır.

ÖN-OYUN

Oyun dansçı David’in dansı ile başlar. Bu dans oyun boyunca Pepito’nun yapmaya çalıştığı danstır.

SAHNE 1

Pepito ve Linda. Linda yerde uzanmaktadır. Elinde sıkı sıkı tuttuğu bir halat göze çarpar.

PEPİTO:

Aaaaa! Aaaaaa! Linda! Beni bakım evine bir daha almayacaklar. Bunu biliyor muydun ajan Stanley? Buradan çıkınca kalacak hiçbir yerim yok. Beni bakım evine almayacaklar! Linda, ooo, Linda! Dışarıda kalacağım ajan Stanley! Odamı çoktan, hem de çoktan başkasına vermişlerdir bile! Odam tuvalete ve televizyon odasına en yakın olan odadır. Hem tam tamına iki tane penceresi var! Biri çiçekli bahçeye bakar, ön bahçeye yani. Diğeri ise Linda’nın odasına… Odam çok güzeldir ajan Stanley!

            Pepito ayakta, önce birilerini görmüş gibi bakar.

Hey! Kim var orada? Dur! Kimsin sen? Linda? Arkadaşım Linda? Yerde ne yapıyorsun öyle? Bana bakıyorsun ama konuşmuyorsun. Hem söylesene, söylesene yerde öyle boylu boyunca uzanıp durmanın alemi ne? Hem hava soğuk hem de yeterince güneş doğmadı, değil mi? Hem de, hem de bana böyle garip bir surat ifadesi ile bana bakıyorsun

Linda’nın elindeki halatı almaya çalışır. Ama Linda’nın eli kasılmıştır.

Bende belki bir şey söylersin diye öylece başında durmuş sana bakıyorum. İpi neden bırakmıyorsun? Linda, elin buz gibi olmuş, üşüteceksin. Konuş, konuş! Bir şeyler söyle bana haydi! Neyin var güzel arkadaşım Linda?  Neden konuşmuyorsun benimle? Ne olur bana öyle bakma! Linda! Arkadaşım Linda! Kan! Başında kan, kan! Başında kan var! Aaaaaaa! Linda! Kan! Kan! Kan! Kan! Aaaaaaa! Ne olur ölme! Kalk! Aaaa! Linda! Aaa!

SAHNE 2

Gardiyan Jonathan bir çöplükte görünür. Paçavra kıyafetleri içinde yarı sarhoş Kukla Jonny’i aramaktadır.

JONATHAN:

Jonny! Hey gerizekalı kukla! Jonny! Hey, neredesin? Yine saklandın, değil mi? Her neredeysen Jonny, beni iyi dinle! Beni duyduğunu biliyorum! Beni duyuyorsun, değil mi? Bak! Beni suçlamayı bırak artık! Sana defalarca anlattım! Neden yapamadığımı sana söyledim! Her şeyi bildiğin halde neden bana kızmakta ısrar ediyorsun?

Jonny! Çık artık ortaya, beni yalnız bırakma! Of…Haklısın, onu ben de çok özlüyorum. Beni iyi dinle! Yıllar geçti Jonny, uzun yıllar! Her şey değişti dostum: tüm hayatımız…Sen bile değiştin, yaşlı kukla! Ha ha! Stanley, ailesiyle mutlu, kimbilir nerededir. Sen ve ben, bazen inat edip ortalıktan kaybolsanda, beraberiz. İyiyiz… Ya o?..O çok uzaklarda değil mi? O gitti, Jonny…Haklısın Jonny, çok haklısın. Ama bunu sen de biliyorsun ki, o her neredeyse bir şekilde mutlu oluyordur ve çevresindekileri çileden çıkarıyordur. Ha ha ha! Pepito! Pepito! Beni suçlamayı bırak artık Jonny, ne olur! Buna dayanamıyorum. Elimde değildi. Hiç bir şey benim kontrolüm altında değildi!

Seyirciye döner.

Evet, hiçbir şey benim kontrolüm altında değildi. Bin dokuzyüz yetmiş sekiz yılında, dörtbin yüz yirmi beş numalarlı tutuklu Pepito Cortez idam edildiğinde ona yardım edemedim ve bu benim yaşamımda bir dönüm notkası oldu. Pepito’da kim? Sen de kimsin diyeceksiniz…Pekâlâ, size bir hikâye anlatacağım. Yıllar önce eyalet hapishanesinde yaşanılan bir hikâyeyi.

Tanrı biliyor ya, bugüne kadar kimselere anlatmadım. Fakat sırrımızın benim, Stanley’in ve Kukla Jonny’nin hatıralarında kalıp mezara gitmesini istemiyorum. Evet, onca yıl iş hayatımdan sonra tüm yaşamım parmaklarımın arasından uçup gidiverdi. Para kazanıyordum, dostlarım vardı. Bir çatı, bir barınak yaşayıp gidiyordum işte! Şimdi ise bu hikâye dışında bana ait hiçbir şey kalmadı. Pepito! Hah! Evet, Pepito. Bay mucize! Bu isim size bir şey ifade etmiyor, biliyorum. Ama benim için çok şey demek.

Burada yalnız yaşıyorum. Bu çöplükte! Korkacak hiçbir şey yok hayatımda, kaybedecek de! O yüzden dünyanın en mutlu insanı benim. Hem bay mucizeyi tanıdım; Pepito’yu tanıdım. Yanlış anlamayın, o bana büyü yapmadı! Sadece her an beraberimde olan bana ait bir şeyi gösterdi: Düşlemeyi!

Dörtbin yüz yirmi beş numalarlı tutuklu Pepito Cortez idam edildiğinde ona yardım edemedim…O masumdu, bundan eminim. Bir tutukluyla gözgöze gelince içimi hep bir huzursuzluk kaplardı. Uzun süre bu duyguyu çözemedim. Sonra farkettim ki görüyordum. Suçlu olup olmadıklarını, kim olduklarını ve ne hissettiklerini görüyordum. Tanrı şahidimdir, on dokuz senelik gardiyanlığım boyunca her türlü suçluyla karşılaştım, inanılmaz canilikler yapmış katilleri, sapıkları tanıdım. Her türlü haksızlığa, insanların harcanmasına ve kaybolmasına alıştım. Ama bu duyguya asla alışamadım.  Çünkü bir suçlunun gözlerine uzun uzun bakarsanız tek bir şey görürsünüz: O da bilinçsizce bir rolü oynadığıdır. Kaderinin kaçınılmaz sonucunda katildir, hırsızdır, yan kesici, tetikçidir…Sadece benim yaşamımı yaşamadığı için suçludur ve bunun farkında bile değildir. O zaman anlamıştım: ya hepimiz masumuz ya da hepimiz katiliz, hırsızız, suçluyuz.

Benim hapishanemde, zombiler koridorunda idam ipine azrailin kravatı derlerdi. Pepito’da bu kravatı takmak zorunda kalmıştı. Biz ona “Bay Mucize” derdik. Bay mucize…Neden mi?

Sahne kararır.

SAHNE 3

Hücrelerde Pepito ve Stanley aydınlanır. Stanley kitao okumaktadır. Pepito hücresinin duvarına renkli tebeşirlerle kocaman bir saat çizmektedir.

PEPİTO:

Stanley! Adı neydi Stanley? Rolek? Stanley saatin adı Rolek miydi? Stanley beni duyduğunu adım gibi, evet adım gibi, biliyorum. Hey! Ünlü ajan Stanley! Beni duyuyor musun? Sana saatin adını soruyorum!

STANLEY: Kapat çeneni!

PEPİTO:

Beni iyi dinle ajan Stanley! Bu saati bu duvara bir güzel çizmek zorundayım. Bunu biliyorsun! Yoksa hapisten ne zaman çıkacağımı nasıl hesaplayabilirim? Hey! Stanley, saatin adı neydi? Rolek? Rilek? Roloks?

STANLEY: Roleks, Pepito. Roleks!

PEPİTO:

Roleks! Ne güzel bir isim, değil mi? Bir kızım olursa adını kesinlikle Roleks koyacağım! Roleks Cortez! Tam bir asil kadın ismi oldu, sence de öyle değil mi ajan Stanley? Roleks diyorum, tam bir asil kadın ismi diyorum! Sence de öyle değil mi! Diyorum! Heeeey!

STANLEY:

Yeter artık! Sana kitap okuyorum demedim mi ben! Kitap okurken beni rahatsız etmemen gerektiğini söylemiştim! Sen ne demiştin, hatırlıyor musun?

Pepito dairenin içine rakamları yazar. Dokuz rakamına gelince tıkanır. Dalgındır.

PEPİTO: Yedi. Sekiz. Ve dokuz…Dokuz? Ne demiştim?

STANLEY: Bana söz vermiştin Pepito!

PEPİTO:

Ben sana söz mü vermiştim ajan Stanley? Bu harika bir şey! Pekâlâ ne için söz vermiştim?

STANLEY: Hiç! Laf olsun diye!

PEPİTO:

Demek sana laf olsun diye söz vemiştim, ha? Sanırım dostluğumuz bu duvara rağmen ilerliyor!

STANLEY:

Çeneni kapatacaktın Pepito! Şu Allah’ın belası çeneni kapatacaktın! Onun için söz vermiştin! Tamam mı?                  Pepito ses vermez.

Hatırladın değil mi? Ben kitap okurken konuşmayacağına, dans etmeyeceğine, annenden ve şu, şu…şu ünlü dansçı David’den bahsetmeyeceğine söz vermiştin. Üstelik Jonny üzerine yemin etmiştin!

PEPİTO: Jonathan! Jonathan! Jonathan!

STANLEY: Ne?

PEPİTO: Onun adı Jonny, değil! Jonathan! Gardiyan Jonathan! Gardiyan Jonathan!

STANLEY:

Tamam, tamam! Adı Jonny değil, Jonathan! Lanet olası Jonathan! (Sessizlik) Pepito? Bana küstün mü? Of, haklısın. Özür dilerim, biraz fazla sert konuştum. Üzgünüm. Ama biliyorsun, bu kitabı almak için neler çektim! Günlerdir bekliyordum, Pepito. Yine bana arkanı döndün, değil mi? Haydi ama ünlü çiftçi Pepito, beni affet! Haydi ama özür diliyorum! Omuz silkeleme, ama! Duydun mu? Ben ajan Stanley, senden özür diliyorum.

PEPİTO: Roleks nasıl yazılır?

STANLEY: Hey! Sen yazı yazmayı bilmiyorsun!

PEPİTO:

Bana bak ukala, kibirli ve ne oldum delisi ajan Stanley! Ben okumayı, özellikle de yazmayı çok iyi biliyorum. Sadece…yani sadece Roleks nasıl yazılır, bilmiyorum. Tamam mı?

STANLEY: Tamam, Pepito, tamam. “R” harfi nasıl yazılır biliyorsun, değil mi?

PEPİTO: “R” harfi hangi kelimede vardır ki?

STANLEY: Mesela…Rolekste var.

PEPİTO: Tamam, onu biliyorum da şey…başka hangi kelimede var?

STANLEY: Cortez! Senin soy isminde var!

PEPİTO: Elbette! “R” harfini çok seviyorum!

STANLEY: Saati çizdin mi?

PEPİTO: Elbette! Elbette!

STANLEY:

Şimdi saatin ortasına bir “R” harfi çiz bakalım. Ama dikkat et sakın günleri gösteren bölüme yazma!

PEPİTO: (Pepito rasgele bir şekil çizer.) Evet, tamamdır ünlü ajan Stanley! Ha ha ha!

STANLEY: Sırada “O” harfi var. “R”nin yanına küçük bir “O” harfi çiz bakalım.

PEPİTO: Elbette! Elbette!

STANLEY: Ardından bir “L” harfi çiz. Limonun “L”si.

PEPİTO: Hiç endişelenme, Limonlu bir “L”! Elbette!

STANLEY:

Şimdi sıra “E” harfinde. Ama dikkat et, “R” harfi dışında tüm harfler küçük olacak!

PEPİTO: Küçük olacak, küçük olacak. Oooo, evet! Gayet küçük olacak!

STANLEY: Son olarak “X” harfine geldik! Çarpı gibi Pepito.

PEPİTO: Tüm harfleri kendince uydurmuştur.

Çarpı gibi! Elbette çarpı gibi ajan Stanley! Anlaşıldı! Asil isimli kızımın adı duvara yazıldı! Şimdi saatin doğru çalışabilmesi için rakamları tamamlamak gerekiyor.

STANLEY: Rakamları yazdın değil mi?

PEPİTO:

Elbette yazdım! Ne demek o öyle, “Rakamları yazdın mı?” Yoksa yazamayacağımı mı düşünüyorsun? Belki de benim harfleri yazabilen ama rakamları yazamayan bir salak olduğumu düşünüyorsun! Lafa bak sen, “Rakamları yazdın mı?” Bak sen! Bak sen! Şunu bilmelisin ki zavallı ve şiddetle utanmaz ajan Stanley, şu an konuştuğun kişi ünlü mısır çiftçisi Roberto ve biricik asil eşi Lucia’nın oğlu Pepito’dur! Bu yüzden biraz daha saygılı olmalısın.

STANLEY: Pekâlâ sen bilirsin.

PEPİTO: Neymiş, ben rakamları yazmışmıyım! Bak sen! Bak sen!

STANLEY: Ben kitap okuyorum o halde. Sana kolay gelsin!

PEPİTO:

Yani şimdi sen gerçekten kitap mı okuyacaksın! Yani şimdi benim saatim hiç mi umrunda değil?

STANLEY:

Rakamları biliyorsun. Ee, beraberce saatin adını da yazdık. Saatin için bir sorun kalmadı o halde, değil mi? Ben gönül rahatlığı ile kitabıma dönebilirim.

PEPİTO: Ajan Stanley?

STANLEY: Ne var?

PEPİTO: Dokuzdan sonra ne gelir?

STANLEY: Dokuzdan sonra karanlık gelir çünkü gardiyan Jonathan ışıkları söndürür.

PEPİTO: Yoo, yooo! O değil. Dokuz rakımından sonra ne gelir?

STANLEY: Hamlet’i okumuşmuydun sen?

PEPİTO: Ajan Stanleeeeyy! Beni çıldırdıyorsun! Ben çıldırtma ve dokuz rakımından sonra ne gelir hemen söyle! Hangi rakım gelir?

STANLEY: Rakım değil, rakam gelir bir kere! Dokuzdan sonra on, onbir ve oniki gelir!

PEPİTO:

Bak sen utanmaz Stanley’e! Dokuzdan sonra on gelirmiş, onbir gelirmiş ve de oniki gelirmiş! Hah, en iyisi güleyim bari! Bak sen utanmaz Stanley’e! Aklınca bana rakamları öğretiyor!

STANLEY:

Sen bilirsin Pepito, yardım etmemi istiyorsan ederim. Yoksa, bana ne canım, sen bilirsin. Ne yapalım, saatin çalışmayı verir. Sen de ömrün boyunca zombiler koridorunda bu dar hücrede kalırsın!

PEPİTO: Ben ömrüm boyunca Zombiler…Ben ömrüm boyunca bu hücrede kalmayacağım.

STANLEY: Stanley’in yüzüne bir karanlık çöker.

Evet, Pepito haklısın. Hiçbirimiz burada uzun süre kalmayacağız…

PEPİTO: Biliyordum ajan Stanley, biliyordum!

STANLEY: Neyi biliyordun Pepito?

PEPİTO:

Hiç birimizin burada uzun süre kalmayacağını! Neden bana daha önce söylemedin ki? Gerçi insanların böylesine dar ve sıkıcı bir yerde uzun süre kapatılmayacağını, ben kendim de tahmin etmiştim ama! Oooooo, tanrım! Evet, evet harika, bu harika bir haber! Oh, tanrım çok mutluyum. Evet, evet ben çok mutluyum! Buradan çıkacağım! Sen de bu lanet olası yerden çıkacaksın ajan Stanley, sakın korkma! Güzel karına ve kızlarına kavuşacaksın! Beraberce pikniğe gideceksiniz! Peynirli, maydanozlu ve dometesli sandviç yiyeceksiniz!

Pepito’nun sevinci korkuya ve endişeye dönüşür. Ama kendini konuşmaktan alamaz

Sonra…Sonra…Sonra şu miki mausun evine, Disneyland’e gideceksiniz. Orada birbirinden güzel eylence makinelerine binip deliler gibi eyleneceksiniz. Kızların o kadar mutlu olacaklar ki! Sonra…Sonra…Sonra sen onları okula bırakırsın ve karınla bir dans klübünde şöyle güzel bir yemek yersiniz…Şey yersiniz…Sonra…İstakoz! Evet, evet istakoz yersiniz.

STANLEY: Pepito?

PEPİTO: Pepito bir tür kriz geçirmektedir.

Burun kılları görünen bir garson o kocaman, vahşi bir bufalo gibi duran istakozu masaya getirir ve şaraplarınızı tazeler. Harika bir yemek olur gerçekten.

STANLEY: Pepito?

PEPİTO:

Oldu olacak akşam da sinemaya gidersiniz! Oldu olacak ünlü oyuncu Tommy’nin kovboy filmini izlersiniz. Patlamış mısır ve içecek alırsınız, ses çıkarmadan bir güzel yersiniz!

STANLEY: Pepito, dostum neyin var?

PEPİTO:

O film dünyanın en güzel filmidir, bunu biliyor muydun ajan Stanley? Ünlü oyuncu tommy çın çın çıngıraklı botuyla barın kapısına tekmeyi basar ve içeri girer. He he he he! Barın kapısının çarptığı iki salak çoktan bayılmıştır. Herkesin ödü kopar. Ah, evet evet! Ödü kopar! Ardından kötü düşman, tecavüz uzmanı ve çocuk katili Henry ayağı kalkar ve Smith Wesson marka gümüş renkli, gümüş kurşunlu silahını çekiverir.

STANLEY: Pepito ile eş zamanlı.

Pepito? Hey, pepito? Ne oldu, anlat bana. Sus dostum, beni dinle lütfen! Pepito!

PEPİTO:

Sen de bilirsin ki, gümüş kurşun hedefini asla şaşırmaz. Asla, evet evet, asla şaşırmaz!

STANLEY:

Bak eğer bana cevap verirsen dans etmeye söz veriyorum. Kahrolası neden takıldın yine? Buna katlanamıyorum!

PEPİTO:

Ama kötü düşman, tecavüz uzmanı ve çocuk katili Henry’nin hiç şansı yoktur. Çünkü bu dünyada nefes alıp veren hiç kimse ünlü oyuncu Tommy kadar hızlı silah çekemez. Kahverengi ve vahşi batının kızgın tozlarıyla kaplanmış pardisösünün içinden, tüm kıvraklığıyla silahını çeker ve lanet olası Tommy’i kalbinin tam ortasında vurur. Bunu herkes bilir ki ünlü oyuncu Tommy lanet olası pislikleri kalbinin tam ortasından vurur.

STANLEY: Avazı çıktığınca bağırır.

Pepito! Sana kapat çeneni dedim, buna dayanamıyorum! Sus, ne olur sus!

PEPİTO: Pepito kapanır ve ağlar, bağırır.

STANLEY:

Yoo, haksızlık etme Pepito. Odanı kimseye vermemişlerdir. Bakım evinde herkes seni çok seviyor, bunu bana sen söylemiştin. Hatırlıyor musun?

PEPİTO:

Müdür James sevmiyor artık! Oooo, Linda! Onu ben öldürmedim, bunu biliyorsun değil mi? Müdürün kızı güzeldi, çok güzeldi. Ooo, Linda çok güzeldi ajan Stanley. Ben Linda’yı hep sevdim ajan Stanley. O kışın bakımevine gelmezdi çünkü okula gidiyordu. Ama yaz olunca, bakım evinde kalırdı. Babası ona iş verirdi. Müdür James bana da iş verirdi. Ben ve Linda bahçeleri sulardık. Sarı yaprakları toplardık. Linda bana gülümserdi ve beni çok, ama çok çok severdi. Ama onu ben öldürmedim ajan Stanley, sana yemin ederim. Gardiyan Jonathan üzerine yemin ederim ki onu ben öldürmedim.

STANLEY: Bundan eminim Pepito. Bundan eminim.

PEPİTO:

Sabah kalkıp bahçeye gittim ben. Linda da gelecekti ve beraber salıncak yapacaktık. Hatta salıncak Linda’nın poposunu açıtmasın diye yastık bile getirmiştim. Ama o gelmedi, hem de üstelik şiddetle gecikti. Ben de merak ettim, odasına gittim. O sıra, biri odasından koşarak çıkıp gitti, buna inanabiliyor musun? Heralde yanlış gelmiş, artık kimse…Linda yerde yatıyordu. Yerde kan vardı. Linda’nın başında da kan vardı. Buna inanabiliyor musun? Hemen oturup Linda’yı kucağıma aldım, üşümesin diye. Sonra Linda bana baktı, uzun uzun baktı. Ben de ona baktım, belki birşeyler söyler diye. Linda bana bir baktı, bir daha da gözlerini çekmedi. İpi de inat etmiş gibi sıkı sıkı tutuyordu. O zaman başına bir şey gelmiş olabilir diye şüphelenmeye başladım. Linda…O ölmüştü, orada. Hemen orada. İnsan ölünce cennete gider diye bilirdim. Ama o… Ama…Buna inanabiliyor musun ajan Stanley?

STANLEY:

Senin suçun yok Pepito. Ben polisim unutma, böyle şeyleri iyi bilirim. Ama için rahat olsun, Linda şimdi cennettedir.

PEPİTO: Ben masumum ajan Stanley. Tıpkı senin gibi.

STANLEY:

Her ne ise…Sana söz veriyorum Pepito, buradan çıkar çıkmaz bakım evi yetkililerine bu konuda sert bir mektup yazıp olanları anlatacağım.

PEPİTO: Yazarsın değil mi ajan Stanley!

STANLEY: Ooo, hem de ne mektup. Okudukları zaman kaçacak yer arayacaklar!

PEPİTO: Söz mü?

STANLEY: Söz Pepito, söz.

PEPİTO: Yastıktan da söz edecek misin?

STANLEY: Yastık? Ne yastığı?

PEPİTO: Linda’nın poposu için.

STANLEY: Tamam, söz yazarım.

PEPİTO:

İpi de ben çalmadım. Linda’nın elindeydi. Onu da söyle, olur mu? Bir de özellikle müdür James ve beni döven o adamlara çok kırgın olduğumu uzun uzun yazıver, bir güzel!

STANLEY: Elbette ünlü Pepito!

PEPİTO:

Bu harika bir şey ünlü ajan Stanley! Sana minnettarım. Ooo, evet evet! Kesinlikle minnettarım. Bu durumda saatimin çalışması lazım, hem de vakit kaybetmeden! Bana söyler misin dokuzdan sonra ne geliyor?

STANLEY:

On Pepito, on. Önce bir rakamını yaz, ardından yanına bir sıfır ekle.

PEPİTO: Emin misin ajan Stanley?

STANLEY:

Eminim, Pepito eminim. Şimdi on bir yazmak için iki tane bir rakamını, aralarında hiç boşluk olmadan yazıver bakalım.

PEPİTO: Yan yana iki tane bir, kesinlikle boşluk yok. Tamamdır!

STANLEY:

Ardından saatin en üstüne on iki yazabilmek için bir rakamının hemen yanına iki yaz! Oldu mu?

PEPİTO: Elbette ünlü ajan Stanley, tamamdır.

STANLEY:

Unutma, on iki rakamı saatin en tepesinde olacak.

PEPİTO: Pepito herşeyi yanlış yazmıştır.

Unutma, on iki rakamı saatin en tepesinde olacak! Unutma, on iki rakamı saatin en tepesinde olacak! Tamamdır! Bu harika bir saat oldu ajan Stanley! Pekâlâ şimdi saat kaç?

STANLEY: Hmm, bir bakalım. Saat yirmi!

PEPİTO: Ne?

STANLEY: Saat yirmi Pepito!

PEPİTO: Ne? Ne zaman? Saat yirmi mi?

STANLEY: Çok mu geç olmuş?

PEPİTO: Saat yirmi olabilir mi ajan Stanley?

STANLEY: Elbette ünlü Pepito!

PEPİTO: Benim saatimde yirmi yok, öyle değil mi? Yani üç var, dokuz var, hatta onbir ve oniki bile var. Ama yirmi yok. Demek ki daha büyük bir saat çizmem gerekiyor.

STANLEY: Şaka yaptım Pepito. Saat sekizi biraz geçiyor!

PEPİTO: Kahkahalar.

Hey dostum, bu harika bir şakaydı. Az daha saatin yirmi olabileceğine inandım. Ha ha ha! Evet, saat sekizi biraz geçiyor. Yani yatma saatine çok az kaldı! Birazdan iyi dostum gardiyan Jonathan gelecek ve “Saat dokuz ışıkları söndürün.” diye bağıracak ve heryer kararacak. Sonra sen yine bir süre küfür edeceksin ve uyuyacaksın. Sen uyurken annem beni ziyarete gelecek. Sana hiç annemden söz etmişmiydim ajan Stanley?

STANLEY: Her sabah, her öğlen ve her akşam…

PEPİTO:

Belki bu gece bana turta getirir. He heeeey! Vişneli turtayı annem harika yapar, bunu biliyor muydun ajan Stanley?

STANLEY: Stanley şimdi kitap okuyor ve Pepito o an verdiği sözü hatırlıyor. Sözünü unuttun mu yoksa?

PEPİTO:

Yanıldın ajan Stanley! Sen kitap okurken çenemi kapatacağıma, annemden ve ünlü dansçı David’ten bahsetmeyeceğime söz verdim. Sen de bana bakım evindeki tuvalete ve televizyon odasına en yakın olan biricik odama tekrar gidebilmek için kızgın bir mektup yazacağına söz verdin.

STANLEY: Sus! Tamam, anladım.

PEPİTO: Önce susar ama sonra dayanamaz. Bir yandan saatini süsler.

Çenemi şiddetle kapattım ajan Stanley. Bir düşünsene ajan Stanley, eğer dostum gardiyan Jonathan bu renkli tebeşiri penceremden içeri atmamış olsaydı, bu saati böyle güzel çizemezdim. Bu yüzden penceremi, teberişirimi ve gardiyan Jonathan’ı çok seviyorum.

STANLEY: Pepito kapat çeneni! Yeter artık!

PEPİTO:

Sen kitap okurken çenemi kapatacağıma, annemden ve ünlü dansçı David’ten bahsetmeyeceğime…

STANLEY:

Pepito, sus artık tanrı aşkına! Birazdan ışıklar sönecek ve ben en çok sevdiğim kitabı okuyorum. Sus lüften, olur mu?

PEPİTO:

Ne okuyorsun ajan Stanley.       Sessizlik      Sana ne okuyorsun dedim, beni duyuyor musun?

STANLEY: Shakespeare!

PEPİTO: Ne?

STANLEY: ‘Ne’değil, kim!

PEPİTO: Kim?

STANLEY: William Shakespeare! Tamam mı Pepito! Sus, artık.

PEPİTO:

Hmmm, oooo! Vay be! William Shakespeare! Siz polisler için öyküler yazıyor, değil mi? Ne öyküler ama, insanın kanı donar!

STANLEY: Shakespeare oyun yazarı ve şairdir.

PEPİTO: Ünlü oyuncu kadar ünlü mü peki?

STANLEY: Herkesten daha ünlü hem de!

PEPİTO: Bu harika! Herkesten daha ünlü Shakespeare! Bana biraz okur musun?

STANLEY: Olmaz, sus!

PEPİTO: Haydi oku, ajan Stanley bana biraz okur musun diyorum?

STANLEY: Sana olmaz dedim. Sus artık.

PEPİTO:

Eğer okumazsan şunu söyleyeyim ki ünlü dansçı David gibi dans ederim ve çılgın inekler gibi şarkı söylerim.

STANLEY: Tamam kahrolası! Ama sadece biraz okurum, ona göre!

PEPİTO: Elbette!

STANLEY:

Bu bir tiyatro oyunu. Dünyanın en ünlü tiyatro oyunu da diyebiliriz. Adı Hamlet. Herkes Hamlet’i tanır.

PEPİTO: Ooooo! Elbette!

STANLEY: Sen Hamlet’i duymuş olamazsın, yanılıyor muyum?

PEPİTO: O da ünlü biri mi ajan Stanley.

STANLEY:

Yanılmıyorum. Dinle beni. Bir gün Danimarka kralını öz kardeşi tahta geçebilmek için öldürür. Ardından kardeşinin karısıyla evlenir ve kral olur. Bu adam kötü Cladius’tur.

PEPİTO: Tecavüz uzmanı ve çocuk katili Henry gibi! Kötü Cladius!

STANLEY:

Öyle de denilebilir. Gelgelelim, ölen kralın biricik oğlu Hamlet, yani Danimarka prensi, olanları bilmemektedir. Ama günün birinde olan olur ve Hamlet’in babasının hayateli çıkagelir ve olan herşeyi Hamlet’e bir bir anlatır. Hamlet’de intikam almak için amcasını öldürme planları yapar.

PEPİTO:

Babasının gelip Hamlet’e herşeyi anlatması çok iyi olmuş.

STANLEY:

Öyle ya, senin için hayalet hikayeleri çok da alışılmadık değil. Senin annen geliyor ya, Hamlet’in de babası geliyormuş. Neyse, sonunda Hamlet intikamını alır ama kendi canından da olur. Yeter mi?

PEPİTO: Ama okumadın ki?

STANLEY:

Tamam…Ona da tamam Pepito! Acaba ben öldüm de burası da cehennem mi? Neyse…Sana Hamlet’in en ünlü sözlerini okuyacağım.

PEPİTO: Ünlü sözler, vayyy! Oku ajan Stanley, şöyle bir güzel oku bakalım.

STANLEY:

Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu! Gözü dönmüş talihin sapanına oklarına için için katlanmak mı daha soylu? Yoksa bu dertler denizine karşı silaha sarılıp son vermek mi onlara? Ölmek, uyumak, hepsi bu!

PEPİTO: Oooo, bu çok güzel! En başta, en en başta ama, ne diyordu?

STANLEY: Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!

PEPİTO: Olmak ya da olmamak… İşte bütün mesele bu…

STANLEY: Ne demek istediğini anladın mı Pepito?

PEPİTO:

Olmak ya da olmamak… İşte bütün mesele bu…Evet, evet! Bu şey gibi, sanırım, şey gibi! Şarkı sözü gibi ajan Stanley!

STANLEY: Tanrım, bana yardım et!

PEPİTO: Bir ezgi bulur ve şarkı söyler. Ardından dans gelir.

Olmak ya da olmamak… İşte bütün mesele bu… Olmak ya da olmamaaaaak! İşte mesele buuu! Bütün mesele buuuu! Hey bu harika!

STANLEY: Eş zamanlı

Yine tepiniyorsun Pepito!

PEPİTO: Bana ünlü dansçı David’in dansını öğretir misin ajan Stanley?

STANLEY:

Sana yüzlerce kez David adında bir dansçı tanımadığımı ve nasıl dans ettiğini de bilmediğimi söyledim. Pepito, tepinmeyi bırak artık!

PEPİTO: Haydi dostum, şarkımızı bulduk. Bu sadece ikimizin şarkısı!

STANLEY: Aaaa, evet! Bir sadece ikimize ait şarkı eksikti, değil mi?

PEPİTO:

Olmak ya da olmamaaaaak! İşte mesele buuu! Bütün mesele buuuu! Hey bebek, kırmızılı bebeeek! Beni kollarına aaaal! Beni mutlu eeet! Stanley bana dansçı David’in dansını öğret!

STANLEY: Haydi saf salak! Ayakta mısın?

PEPİTO: Elbette!

STANLEY: Saçma bir soruydu. Şarkıyı sen söyleyeceksin, ben de dansı öğreteceğim.

PEPİTO: Olmak ya da…Elbette! Olmamaaak! Hey, kırmızılı bebeeeek!

STANLEY:

Şimdi ve duvara dayan ve zıplamaya başla. Bir!  İki! Üç! Ardından ufak adımlarla öne doğru yürü ve parmaklarının ucunda dön!

PEPİTO: Pepito beceremez.

İşte mesele buuu! Parmaklarımın ucundaaa! Kırmızılı bebeeek!

STANLEY:

Dönebildin mi Pepito? Evet, şimdi olduğun yerde ufak ufak zıplamaya devam et. Duvar arkanda, değil mi?

PEPİTO:

Evet, evet, evet! Bu harika! Olmak ya da olmamaaaaak! İşte mesele buuu, bütün mesele buuu!

STANLEY:

Şimdi kollarında kırmızı elbisesi içinde Vegaslı bir sarışın varmış gibi hayal et! Onu tutuyor ve incecik belini okşuyorsun.

PEPİTO: Olmak ya da…olmak ya da oh! Evet!

STANLEY:

Kadın kollarında nazlı bir gül gibi Pepito! Ve…ve bir melek gibi kokuyor. Dikkat et, ayağına basma!

PEPİTO: Olmak ya daaaa, ay aman!

STANLEY: Kırmızılı kadının kokusunu alabiliyor musun dostum?

PEPİTO: Bu, ama ama bu, çook güzel bir kadın ajan Stanley?

STANLEY: Kesinlikle çok narin bir hanım efendi. Ona hep gülümse, unutma Pepito!

PEPİTO:

İşte mesele buuu! Bütün mesele buuuu! Heyecandan öleceğim Stanley, benimle dondurma yemeye gelir mi acaba?

JONATHAN’IN SESİ: Saat dokuz, ışıkları söndürün. Saat dokuz, ışıkları söndürün!

STANLEY: Orospu çocuğu! Bir saniye bile gecikmez!

PEPİTO: Saat dokuz, ışıklar sönüyor.

STANLEY: Bu kadar dans yeter, artık uyuyabiliriz.

JONATHAN’IN SESİ: Hey Stanley, yeter bu kadar gürültü!

STANLEY:

Aşağılık herif! Bu kitabı herhangi bir kitap evinden iki dolara alabilirsin. Tahmin et Pepito, senin iyi yürekli dostun Jonny benden kaç dolar aldı?

PEPİTO: İki dolar.

STANLEY:

Elli dolar Pepito! Tam tamına elli dolar!

PEPİTO:

Onun adı Jonny değil, Jonathan! O benim buradaki en iyi dostum çünkü bana kaşık ve kukla getirecek. Sana da karından gelen mektubu getirecek! Ama sen ne yapıyorsun? Ama sen hemen, hoooop! Küfür ediyorsun!

STANLEY:

Evet, postacı gardiyan benden bir mektup için tam yüz dolar aldı. Sence bu adil mi? İnsanın dostu böyle bir şey yapar mı?

PEPİTO: Sen onunla dost olmak istemedin ki ama!

STANLEY: Her ne ise. Kuklayı anladım ama, kaşıkla ne yapacaksın?

PEPİTO: Tünel kazacağım ajan Stanley! Şöyle uzun ve havadar bir tünel kazacağım.

STANLEY: Tünel mi?

PEPİTO:

Tünel ya, elbette. Hem de uzunca bir tünel. Böylece zombiler katından senden önce, hatta gardiyan Jonathan’dan bile önce çıkacağım. Ünlü oyuncu Tommy’nin filmindeki gibi.

STANLEY:

Anladım dostum. Pekâlâ, kaşık yerine bir kürek isteseydin işin biraz daha kolay olmaz mıydı?

PEPİTO: Saçmalama ajan Stanley! Hapishanede küreğin ne işi var?

STANLEY:

Hay Allah, doğru ya! Nasıl akıl edememedim! Sonuçta ikimiz de istediğimiz şeylere kavuşacağız. Bir kukla, bir kaşık ve bir mektup. İyi uykular Pepito.

PEPİTO:

İyi uykular. Bakalım bu gece annem ziyaretime gelecek mi? Annem beni çok sever, bunu biliyor muydun? Nerede olursam olayım, annem beni bulur ve yanıma gelir. Beni şöyle bir güzel sever, uyutur. Onun kokusunu alınca, başımı şöyle bir güzel dizine dayayınca hemen uykuya dalarım. O da beni öper, saçlarımı okşar. Gözlerimin içine tatlı tatlı bakar ve gülümser. Evet, evet gülümser.

STANLEY: Pepito, iyi uykular.

PEPİTO: Şarkı fısıldar.

İyi uykular…Olmaaaak ya da olmamaaaak…İşte mesele buuu! Bütün mesele bu… Vegaslı sarışıııın, kırmızılı bebeeeek! Oh olmak ya da olmamaaak! Ooooo, işte mesele buu! Bütün mesele buuu! Olmak ya da…Anne? Hey anne bu gece gelecek misin? Anne? Bu gece istersen sana yeni öğrendiğim bir şarkıyı söyleyebilirim. Stanley! Hey Stanley? Of, ne çabuk uyuyorsun! İnsan öyle hemencecik uyur mu? Anne? Anne gelecek misin diyorum? Bak burada tek başıma durmuş seni bekliyorum.

Kalkar ve sessizce dans eder.

Dup bi dup bi dup dup! Dup, dup! Olmaak ya da olmamaaak! İşte mesele buuu! Hey yo, işte mesele bu!

Düş mekânında Linda görünür. Pepito’nun hücresine yürür. Pepito önce ürker.

Olmaak ya da olmamak! Linda ya da işte Vegaslı…Olmamak sarışın! Stanley? Beni duyuyorsan hemen cevap vermen gerekiyor. Stanley? Stan…Linda! Sen Linda’sın! Linda bu sensin! Olmak ya da olmamak? Ben seni beklemiyordum? Zaten biliyorsun ki seni ben öldürmedim. Seni öldürmedim, umarım bunu biliyorsundur. Sana yastık bile getirmiştim.

LİNDA: Merhaba Pepito.

PEPİTO: Ooo, Linda’cık! Seni çok özledim! O ipi sen mi çaldın? Bana kızgın mısın? Ben seni…

LİNDA: Seni incitmeyeceğim Pepito, korkma.

PEPİTO:

Herkes zaten bana kızdı, çok kızdılar hem de! Baban beni öylesine dövdü ki, tam işte bu gözüm iki gün şişten açılmadı. Burada da dövdüler. Bir ara sanki herkes anlaşmış gibi beni dövüyordu. Ama artık bıraktılar. Gardiyan Jonathan bana çok iyi bakıyor.

LİNDA: Çok az kaldı Pepito. Yakına beraber olacağız ve seni hiç yalnız bırakmayacağım.

PEPİTO:

Linda, sana zarar verdiğimi onlara neden anlatmıyorsun? Beni bakım evine tekrar almayacaklar. Ama sen konuşursan…

LİNDA: Onlarla konuşamam Pepito, beni duyamazlar.

PEPİTO:

Linda? Neden herkes bu kadar sinirli? Herkes kızgın? Stanley de gardiyan Jonathan da sonra diğer gardiyanlar da… Sonra, sonra… Herkes! Herkes neden bu kadar mutsuz? Belki de onların benim ki gibi kalacak güzel bir odaları yok da ondan, değil mi Linda?

LİNDA:

Bir gün hepsi mutlu olacak, sana söz veriyorum. Sen şimdilik sadece kendini düşün. Burada kimseyle kavga etme, kimseyle fazla konuşma tamam mı?

PEPİTO: Sana hiç söyleyemedim ama Linda…Ama Linda…Linda ama sonra, işte.

LİNDA: Ben de seni seviyorum Pepito.

Linda Pepito’yu öper. Sarılır, dans ederler.

PEPİTO: Hey Stanley! Tahmin et yanımda kim var! Linda geldi! Evet, evet Linda!

STANLEY: (Homurdanır.) Pepito…Uyu…

Hücreler kararır. Jonathan sokakta aydınlanır. Dans boyunca Jonathan’ı izleriz.

JONATHAN:

Pepito’nun on iki yaşından beri yaşadığı Greendays bakım evi bir gün trajik bir olaya sahne oldu. Müdür James Brand’in güzel kızı Linda odasında ölü bulundu. Linda’nın cansız bedenini kucağına alıp yerde kımıldamadan duran Pepito dışında odada hiç kimse yoktur ve çinayeti başkasının işlediğine dair ipucu da bulunamaz. Linda’nın ensesinde küçücük bir kırık vardır ve genç kızın ölüm sebebi budur. Müdür James Brand odaya girdiğinde kızını Pepito’nun kollarında kanlar içinde hiç şüphe etmeden Pepito’yu tutuklatır. Linda ardında yüzlerce soru işareti bırakır. Bir de azrailin kravatını takmak zorunda kalacak Pepito’yu…Fakat idamına sayılı saatlerin kaldığı bu günlerde Pepito, hücresinde asla yalnız kalmaz…

Jonathan sokakta kararır. Dans biter. Linda Pepito’yu öper ve gider.

PEPİTO: Linda dur! Gitme, bekle!

LİNDA: Yine geleceğim Pepito, yine geleceğim.

PEPİTO:

Güle güle Linda…Güle güle, seni beklerim ben burada. (Yatağına döner.) Bu ne güzel. Linda’yla dans ettik. Beni tıpkı bir Vegas’lı sarışın gibi öptü. Vegaslı sarışından iyi ki ona bahsetmedim. Stanley! Hey ajan Stanley, uyuyor musun? Sana soruyorum? Sana soruyorum ki, uyuyor musun? Linda buradaydı hey!

STANLEY: Ne var Pepito ne var?

PEPİTO: Linda yanımdaydın, ne diyorum! Tıpkı düşlediğim gibi onunla dans ettik!

STANLEY: Dansı düşte etmiş olmayasın Pepito? Bilirsin insanlar rüya görürler.

PEPİTO:

Düş mü? Bu olabilir mi? Olsun, ne farkeder ki? Ben ve Linda beraberdik, hem konuştuk ve de bir güzel dans ettik! Düş ya da değil…

STANLEY:

Tanrım her tarafım ağırıyor. Bu lanet olası yataklar mezar gibi…Hıh! Mezar gibi, iyi benzetme!

PEPİTO: Mezar?

STANLEY: Mezar Pepito. Sen hiç mezarlığa gittin mi?

PEPİTO:

Annem ve babam ölünce bir kere gitmiştim. Müdür James kolumdan sıkı sıkı tutmuştu.

STANLEY: Çok üzüldüm. Ne zaman kaybettin onları?

PEPİTO: Kimleri ne zaman kaybettim ajan Stanley?

STANLEY: Kimden bahsediyoruz Pepito?

PEPİTO: Annem ve babamdan! Öyle görünüyor ki unutma hastalığı sana da bulaştı.

STANLEY: Pekâlâ, pes ediyorum. Şöyle sorayım, annen ve baban öldüğünde saat kaçtı?

PEPİTO:

Tam yirmi yaşındaydım. Belki biraz fazla, ya da belki az…Oooo, annem ve babam…İkisi de bir trafik kazasında öldüler, bunu biliyor muydun?

STANLEY: Demek kaza geçirdiler.

PEPİTO:

Kahrolası kötü bir kaza geçirdiler. Kaza çok kötüydü, inanabiliyor musun? Arabamız vardı bizim. Böyle tekne gibi bir araba hem de! Her pazar annemle babam öğleden sonra beni görmeye gelirlerdi. Ben onları ön bahçedeki sarı banka oturturdum. Ooo, ajan Stanley. Annem öldü. Üstelik bir de babam öldü. Mezarlık…Onları bir mezarın taa en içine koydular. Şöyle bir güzel kazılmış, derince iki çukura…Sonra üzerlerine çevrede bulunan bütün toprağı döktüler. Ooo, ajan Stanley. Annem ve babamın yerinde olmak istemezdim. Biz geri döndük o gün, ama annem ve babam orada kaldılar. Bu çok ilginç, değil mi?

STANLEY: İlginç? Ha, evet! Mezarlıklar ilginçtir.

PEPİTO: Mezarlık deyince aklıma ne geldi biliyor musun?

STANLEY:

Deneyimlerim bana şunu öğretti Pepito. Konu her ne olursa olsun senin aklına hep aynı şeyler gelir. Linda, sonra annen ve Dansçı David.

PEPİTO: Mezarlık deyince aklıma ne geldi biliyor musun?

STANLEY: Ne geldi Pepito?

PEPİTO: Mezarlık deyince aklıma Willy geldi, senin dostun olan Willy.

STANLEY: Willy’nin mezarlıkla ne alakası var?

PEPİTO: Bilmem aklıma geliverdi. Haydi bana Willy’nin hikayesini anlat.

STANLEY: Tamam, anlaşılan bu gece de uyuyamayacağım.

PEPİTO: Haydi ajan Stanley, şöyle bir güzel anlat.

STANLEY: Kimbilir kaç kere anlattırdın, hala sıkılmadın mı?

PEPİTO:

Son bir kez daha anlat! Bak istersen ünlü oyuncu Tommy gibi söyleyeyim. Tommy idam edilirken Şerif Tucker ona sorar. “-Hey, Tommy! Son dileğin nedir?” Tommy’de kimsenin yüzüne bakmadan cevap verir! “- Son bir sigara!” der. Son bir tane filtreli sigara!

STANLEY: Demek son isteğin bu!

PEPİTO: Bana Willy’nin hikayesini anlat Şerif Stanley!

STANLEY:

Şimdi yatağına uzan ve beni dinle. Elinde sigara varmış gibi yapacaksın, tamam mı?

PEPİTO: Sigara filtreli olabilir mi?

STANLEY: Tabi ki! Willy’e üzüldüğün zaman sigarandan bir yudum alacaksın, anlaştık mı?

PEPİTO: Anlat ajan Stanley! Şöyle bir güzel anlat!

STANLEY:

Liseyi henüz bitirmiştik. Ben ve Willy tüm ömrümüz boyunca beraber olacağımızı zannediyorduk. Yazları işe girer çalışırdık. Kazandığımız parayla da sinemaya giderdik. Çatlayıncaya kadar kek ve dondurma yerdik! Limonata içerdik!

PEPİTO: Çatlayıncaya kadar kek ve dondurma! Vay be!

STANLEY:

Hayatı seviyorduk. Kayıtsız ve endişesiz yaşıyordu. Her seyin…O zamanlar herşeyin bir anlamı vardı. Uyanmanın, koşmanın, yemek yemenin, soluk almanın…Herşey doğa üstüydü sanki. Var olan herşey sanki biz dokunalım, anlayalım diye vardı. Şimdi sebebini anlayamıyorum ama trafik ışıkları bile bize komik gelirdi. Önümüze çıkan ne olursa olsun, biz ağız dolusu gülmeye hazırdık.

PEPİTO: Dost olmak harika bir şey…

STANLEY:

Üzücü olan tek şey vardı Pepito. O da Willy’nin sağ ayağı sol ayağından dört, beş santim daha kısaydı. Zavallı Willy, onun hiç aldırmadığını zannederdim. Hatta kendi sakatlığıyla dalga geçerdi. Koşunca kendini poposuna acı biber sürülmüş yaşlı bir deveye benzetirdi.

PEPİTO: He! He! Bu çok komik!

STANLEY:

Yazık ki Willy’nin çektiği acıyı benden ve çevresindeki herkesten gizlediğini anlayamamıştım. Taa ki bir gün kısa olan ayağını alçıya alana kadar. O kadar fakirlerdi ki, ailesi ona ortopedik ayak alamıyordu. O da kendince bir çözüm bulmuştu.

PEPİTO: Şimdi kızıl saçlı Matilda’yı anlatacaksın, değil mi?

STANLEY:

Willy mahalleye yeni taşınan Matilda’ya âşık olmuştu. Okulu bitirdiğimiz o yaz her şey değişecekti. Willy daha az konuşuyor, her zamanki rutin maceralarımıza soğuk bakıyordu. Hatta bana kaba davranmaya bile başlamıştı. Bir gün deliler gibi içtik, içtik ve o bana anlattı. Ayağındaki kusur yüzünden Matilda’ya açılamadığını anlattı. Bir iki gün sonra onu el ele gördüm. Bacağı alçılıydı. Alçı kusurlunu gidermişti, normal yürüyordu. Ben de sevinçle ona ameliyat olup olmadığını sordum. Pepito, gerçekten bütün iyi niyetimle sordum. Willy hiç konuşmadan nefretle yüzüme baktı ve kaçıp gitti. Matilda’ya sakat olduğunu söylememiş. Ona sadece koşarken sakatlandığını söylemiş. Hem de bir koşu yarışında…Düşünsene Pepito, en iyi dostum özrünü âşık olduğu kızdan gizlemek için ayağını alçıya aldırıyor ve…Ve ben de bu zavallı çözümünü açığa çıkarıyorum.

PEPİTO: Ooo, ajan Stanley…

STANLEY:

Willy o günden sonra en iyi dostum olmadı ve beni yaşamından kolayca sildi. Matilda da Willy ile asla konuşmadı; onu yalancılıkla suçladı. Ben de polis kolejini kazandıktan sonra onu hiç görmedim. Beni onun sevgilisini elinden almakla suçladı. Willy bana planını baştan açıklamış olsaydı, bunların hiçbiri olmayacaktı.

PEPİTO:

Sana söz veriyorum, gardiyan Jonathan kaşığı getirince buradan hızla kurtulacağım ve o Willy’i bulup şöyle güzel bir kızacağım.

STANLEY: Pencereden atacak, değil mi?

PEPİTO: Üstüne üstlük sabah kimseler ve de kimsecikler duymadan.

STANLEY: Mektup elime geçmeden bunun olacağına inanmıyorum.

PEPİTO: Mektup kimden geliyor?

STANLEY:

Sana defalarca söyledim Pepito, karımdan geliyor. Tanrım1 Duvarla konuşuyor gibiyim.

PEPİTO: Neden duvarla konuşuyor gibisin ajan Stanley?

STANLEY: Anlayamadığın için! Bir türlü anlayamadığın için Pepito!

PEPİTO: Duvarla konuşuyor olduğunu anlayamadığım için, bir türlü anlayamadığım için mi duvarla konuşuyor gibisin. Şey…Böyle demek istemedim. Bir saniye, benim kafam karıştı.

STANLEY: Kim bilir? Kafanın karışması bir tür gelişmedir.

PEPİTO: Hey sana bir şey soracağım, duvara yaklaş!

STANLEY: Ne soracaksın?

PEPİTO: Yaklaş! Yaklaş! Yaklaş! Haydi!

STANLEY: Bizi kimse duymaz! Ne söyleyeceksen söyle!

PEPİTO: Sana yaklaş dediysem yaklaş dedim diye dedim, tamam mı?

STANLEY: Bakalım ne olacak…Başımı duvara yasladım. Haydi sor Pepito!

PEPİTO:

Ben de yasladım! Şşşşt! Jonathan’ın sana mektup getirmesi kurallara aykırı değil mi?

STANLEY: Kesinlikle! Üstelik bunu yapmak için benden yüklüce miktar para bile alıyor!

PEPİTO: Şşşşt! Şşşşt diyorum sana!

STANLEY:

Çevremizde bizi duyacak hiç kimse yok, gerizekalı! On metre ileride zıbaran iki gardiyan bile duyamaz, hiç endişe etme. Hem Pepito, sana getirdiği kukla ve kaşık! Hele hele o kaşık yok mu… Çok daha ciddi bir suç oluşturuyor! Seni hapse bile atabilirler bu yüzden, haberin olsun!

PEPİTO: Bu aramızda kalsın, olur mu?  Uyuyakalır.

STANLEY:

Hiç şüphen olmasın. İstesemde istemesem de aramızda kalacak! Şimdi izninle biraz uyumak istiyorum. Sözünü hat    ırla Pepito. Ben kitap okurken konuşmak, dans etmek yasak…Pepito? Bir insan bu kadar çabuk nasıl uyuyabilir?

Jonathan gelir. Stanley’le hücre kapısından birbirlerini görmeden konuşurlar.   

JONATHAN: Hey! Stanley! Hey!

Pepito’nun hücresindeki saat aydınlanır.

STANLEY: Ne var? Mektubu getirdin mi?

JONATHAN: Başlatma şimdi mektubuna! Haberler çok kötü!

STANLEY:

Ne demek oluyor bu! Sana o mektup için para ödedim ben! O mektubu istiyorum Jonny!

JONATHAN:

Beni iyi dinle piç kurusu! Mektubunu alacaksın! Kolay mı zannediyorsun? Pepito uyudu mu?

STANLEY: Ne oldu?

JONATHAN: Karar kesinleşti Stanley! Artık geri dönüş olamaz!

STANLEY: Yani?

JONATHAN: Ne diye anlamıyorsun Stanley! Yarın güneş doğmadan infaz gerçekleşecek!

STANLEY: Yarın mı? Aman tanrım…

JONATHAN:

Evet, Stanley yarın sabah! Hapishane müdürü bana gerekli hazırlıkları yapmamı söyledi.

STANLEY:

Çok…Çok…Yani çok erken oldu. Jonny, o mektubu hemen istiyorum o halde! Bunu bana çok görme olur mu? İstediğim tek şey o mektup dostum!

JONATHAN:

Sen değil, gerizekalı herif! Pepito’nun infazı kesinleşti. Bakım evi müdürü anlaşılan işin çabuk olması için tüm tanıdıklarını devreye sokuyor.

STANLEY: Ya ben?

JONATHAN:

Sen mi? Hıh!’ Bana kalırsa seni çoktan asmış olmamız gerekirdi. Aldığın her soluk senin için bir lütuf Stanley! Dostum, sen bir vali öldürdün!

STANLEY: Kapat çeneni! Ben ne yaptığımı biliyorum.

JONATHAN:

Seninle ilgili bir haber yok. Ama her an herşeye hazırlıklı olmanı öneririm. Genelde infaz günü son saatlerde belli olur.

STANLEY: Haber gelirse bana söylersin, değil mi?

JONATHAN: Bu o kadar da kolay değil.

STANLEY: Yine para mı istiyorsun Jonny?

JONATHAN: Hayır…(Sessizlik) Stanley, ona söylemedin değil mi?

STANLEY: Hayır, söylemedim.

JONATHAN: Söylemelisin, vakit daralıyor. Başına ne geleceğini bilmeye hakkı var.

STANLEY:

Bilmesine ne gerek var? Şu hücre de bile mutlu o. Emin ol, senden bile mutlu! Kalan saatlerini korkuyla karartmanin alemi ne?

JONATHAN: Boynuna ipi geçirirken benim yüzüme bakacak ama!

STANLEY:

Şu kukla ve kaşığı getir, şimdilik tek mutluluğu onlar. Benim mektubumu da unutma sakın, olur mu? Biz ölü adamlarız Jonny! Sen de ölü adamlara iyilik yapan bir mezarcısın, ha ha! Bir ölüye borçlu olmak istemezsin, değil mi? O yüzden, kravatı boynuma geçirmeden bırak karım ve çocuğumdan bir iki cümle okuyayım. Senin tahmin ettiğin kadar kötü biri değilim ben.

JONATHAN: Stanley! Onu boş yere öldürüyoruz! Allah kahretsin, Pepito suçsuz!

STANLEY: Nereden biliyorsun? Jonny? Hey, Jonny! Geri gel!

JONATHAN: Bana bu konuda soru sorma! Söylediğimi de unut!

STANLEY:

Yeni bir dava açılabilir. Bildiğin bir şey varsa onu kurtarabilirsin. Gel buraya adi herif, sözüm bitmedi.

JONATHAN:

Stanley onu kurtaramayız, bana güven! Kızı Pepito’nun kollarında ölü bulmuşlar. Sadece birinden bahsedip durmuş mahkemede! Bir adam! Pepito odaya girerken adam kaçıyormuş. Ama ikinci birinin izi yok! Kanıt yok! Görgü şahidi yok! Bu bir kanıt bile değil!

STANLEY:

Ama sen suçsuz olduğunu biliyorsun! Bu nasıl oluyor? Mahkemenin bilmediği neyi biliyorsun Jonathan? Cebinde paylaşmaya korktuğun ne var?

JONATHAN:

Benimle şimdi de poliscilik mi oynamaya başladın ajan Stanley? Dinle beni! Elimde hiç bir kanıt yok. Yardımı dokunabilecek ufacık bir şey olsaydı, hiç tereddüt etmeden kullanırdım emin ol! Sen birini öldürdün, ama katil ruhlu biri değilsin ajan Stanley! Bunu nasıl biliyorsam, Pepito’nun da suçlu olmadığını öyle biliyorum.

STANLEY: Bize yardım et!

JONATHAN: Ne dedin sen?

STANLEY: Duydun işte! Bize yardım et! Çıkar bizi buradan! İstersen, bunu yapabilirsin!

JONATHAN: Saçmalama Stanley!

STANLEY:

Yapabilirsin Jonny, lütfen kurtar bizi. Yok yere ölmemizi mi istiyorsun? Pepito’nun suçsuz olduğunu söyleyen sensin!

JONATHAN: Stanley, yeter artık! Bunu yapmam imkânsız, anlıyor musun? İmkânsız! (Gider.)

STANLEY:

Pepito suçsuz, senin gibi ben de biliyorum Jonny! Hem de ilk günden beri biliyorum! Ben…Ben de suçsuzum! Emin ol, Jonny! Tek masum olan Pepito değil! Emin ol, o valinin neler yaptığını bir bilseydin, yaptığım şeyin aynısını yapardın! O vali istese…Beni işitiyor musun Jonny! İstese, kimse evsiz barksız kalmaz! Kimse sokaklarda açlıktan ölmez! Milyonlarca doları cebe indirmese!..Jonny! Jonny! Buraya gel lanet olsası, seninle konuşuyorum! Jonny! Jonny!

PEPİTO: (Uykulu) Jonny değil! Jonny değil, Jonathan. Gardiyan Jonathan!

STANLEY:

Eeeh! Yeter be! Başlarım senin Jonny’ne şimdi! Sus ve zıbar uyu hemen! Tepemi attırma benim!

PEPİTO: (Sakin) Elbette ajan Stanley. İyi uykular…

STANLEY: (Durulur.)

Pepito? Pepito? Özür dilerim…Ne yapıyorum, tam olarak emin değilim ama, günde senden en az üç kere özür diliyorum. Tam dokuz yıllk evliyim, ama inan, karımdan bile bu kadar özür dilemedim. Pepito? Yine küsmedin değil mi?

Hücreler kararırken Jonathan çöplükte aydınlanır.

JONATHAN:

Pepito…O gece Stanley’i dinlemiş olsaydım belki Pepito şu an yaşıyor olacaktı. O gece koca bir ömür gibi uzundu. Çelişkiler ve korkularla dolu…Evet, Stanley haklıydı. Onlara yardım edebilirdim. Bunu gerçekten yapabilirdim. Hatta senaryosunu bile kurgulamıştım. Hah! O gece zombiler koğuşlarında ben nöbetçiydim. Pepito’yu kolayca hücresinden çıkarıp, arabanın bagajına gizlerdim. Ardından da baş gardiyanın yanına telaşla koşar ve annemin hastalandığını söylerdim. Sonra atlardım arabaya ve ilk köşeyi dönünce…Özgürlük…Eee, kimin aklına gelirdi yılların gardiyanı Jonathan’ın arabasının bagajına bakmak?

Gerçi gidecek bir yeri yoktu Pepito’nun. Ama bu yüzden ölmesi de gerekmiyordu. Sence de öyle değil mi Jonny? Neredesin kahrolası? Belki de Pepito burada bizimle yaşardı, ne dersin? Bu senaryoyo yıllarca düşledim. Bana inanın…Kafamda Pepito’yu binlerce kez ölümden kurtardım. Ama hiçbir şey onun masum ve suçsuz olduğu gerçeğini kafamdan silemedim. O gece Stanley’e sebebini anlatamadım, ama biliyordum.

PERDE

İKİNCİ PERDE

I.SAHNE:              

Jonathan pencerelerden kukla, kaşık ve mektubu atmıştır. Fakat yanlışlıkla mektup Pepito’nun hücresine ve kukla ile kaşık Stanley’in hücresine bırakılmıştır. Sabah Stanley uyumaktadır. Pepito uyanıktır.

PEPİTO:

Uzun olan çizgi dakikaları göstermeli, bu sayede kısa olan çizgide saatleri gösterebilir. Sorun yok. Günleri gösteren kutucuk da hazır. Ya yıllar…. Yıllar, yıllar! Aptal Pepito, saatler yılları göstermez ki! Hem unutursam Stanley’e sorarım. Stanley, saat kaç? Stanley, saat kaç? Ajan Stanley, eğer beni duyuyor ve konuşmuyorsan şunu söyleyeyim ki ünlü dansçı David’in dansını yaparım! Sana bir saattir saat kaç diye soruyorum. Bir saat oldu mu acaba? Yok, yok, o kadar olmadı! Şey, Ajan Stanley! Bir saat olmasa da, sana uzun bir süredir saatin kaç olduğunu soruyorum! Pekela, bunu sen istedin! Dansa başladım. Oh, oh! Olmak ya da olmamak… olmak ya da olmamaaak, işte bütün mesele buu! Saat kaç Ajan Stanleey! İşte mesele buu, bütün mesele buu! Saati söylemezsen, sonsuzaa kadar…Olmaak ya da olmamaaak…Dans ederim…

Yerde mektubu görür. Olduğu yere çakılır.

Olmak ya da…mektup? İşte bütün… mektup! Mektup ha! Evet, evet bu bir mektup! Ama…olmak ya da olmamak… Mektubun burada ne işi var? Jonathaan, burada mektup var! Burada olmaması lazım! Ya da benim burada olmamam lazım. Ya da… ya da Stanley burada olmalı… Stanley! Stanleey sana mektup var. Aslında sana gelmiş ama bana gelmiş gibi görünüyor. Oysa mektup beklemiyordum. Biri bana yardım etsin! Burda mektup var. (Açar.) Stanley, biri sana şiddetle yazı yazmış! Salak, uyansana! Stanley! Aaaaa!

STANLEY: Ne, ne oldu! Ne var?

PEPİTO:

Şey var, elimde şey var. Aslında senin ama bana gelmiş…Aslında bana gelmemeliydi.

STANLEY: Sana bin kere beni uyandırma demedim mi? Of, tanrım!

PEPİTO:

Bin kere değil seni bir kere uyandırdım! Hemen sinirlenme ne olur! Anne? Anne? Anne!

STANLEY: Sus ne olur Pepito. Bak sakinim ben, sen de sakinleş.

PEPİTO: Elbette ama… şey…

STANLEY:

Tamam, yine rüya gördün heralde. Sakin ol ve yatağına gir. Bırak biraz daha uyuyayım.

PEPİTO: Bana sonra kızma tamam mı?

STANLEY: Yemin ediyorum, sana kızmayacağım. Uyuyalım haydi.

PEPİTO: Tamam. Mektubu uyanınca okuruz o zaman.

STANLEY: Ne! Mektup mu?  Hani, nerede? Geldi mi?

PEPİTO:

Sana bir saattir… Yani bir saat olmasa da uzunca bir süredir ne anlattığımı sanıyorsun? Mektubun bende!

STANLEY: Yerde kukla ve kaşığı görür. Pepito ile eş zamanlı bağırır.

Jonathan buraya gel! Jonny, Jonny! Buraya gel!

PEPİTO: Jonny değil Jonathan!

STANLEY: Pepito!

PEPİTO: Mektubu nasıl alacaksın?

STANLEY: Kötü haber, sen kuklanı ve kaşığı nasıl alacaksın?

PEPİTO:

Buna inanmıyorum. Gerizekalı Jonathan! Nasıl böyle bir hata yapar! Ben bu mektubu ne yapayım! Okuma yazma… son dediğimi duymadın değil mi?

STANLEY: Haydi Pepito, mektubu oku. Harfleri biliyorsun. Bana teker teker söyle.

PEPİTO: Elbette! Açıyorum! Hmm, bir kâğıt çıktı. Biri sana şiddetle yazmış.

STANLEY: Oku!

PEPİTO:

“Stanley” diyor. Senden bahsediyor. “Merhaba. Umarım her şey yolundadır ve hapishanede iyisindir.”

STANLEY: Aferin Pepito.

PEPİTO:

“Çocuklar ve ben çok iyiyiz. Sayın Pepito Cortez nasıllar? Ona selamımızı ilet ve iyi davran.”

STANLEY: Seni geberteceğim Pepito! Bırak o mektubu elinden!

PEPİTO: Ama oku dedin?

STANLEY:

Karımın ağzından mektup yaz demedim. Bu olamaz, bilerek yaptı eminim. Jonny! Jonny, buraya gel! Jonny!

PEPİTO: Jonny değil, Jonathan!

STANLEY: Ne dedin sen!

PEPİTO: Bir şey yok. (Kısık bir sesle) Jonny değil, Jonathan! Jonathan! Jonathan!

STANLEY:

Jonny, kahrolası buraya gel! Gel de bokunu temizle lanet herif! O mektup için para ödedim sana! Jonny!

PEPİTO:

(Kriz geçirir.) Jonny değil, Jonathan! Aaaaa! Aaaaa! (Çığlık çığlığa) Ben sana okudum, sadece mektubu okudum! Tamam mı? Aaaa! Aaaa! Jonny değil, Jonthan! Aaaaaaaa! Bana neden bağırıyorsun! Bana herkes bağırıyor. Bana herkes bağırıyor. Ne… ne işim var burada? Lindaaaa! Anneee!

STANLEY: Pepito sus!

PEPİTO:

Aaaaaaaa! (Dövünür.) Bana bir daha bağırma! Bana bir daha bağırma! Beni işitmiyor musun? Anneee! Lindaaa! Lindaa! Beni çıkarın buaradan.

STANLEY: Sakin ol Pepitoi sakin ol. Geçti. Bağırmayacağım söz veriyorum.

PEPİTO:

Lindaa! Beni götür buradan! Stanley beni öldürmek istiyor. Stanley beni boğazlıyacak!

STANLEY:

Seni öldürmek istemiyorum, haydi bırak ağlamayı Pepito. Bak ben sakinleştim, sen de sakinleş artık.

PEPİTO: Yarı ağlamaklı çocuk gibi konuşur.

Sakin mi? Yani sen şimdi sakin misin? “Pepito ben sakinim, sen de hama homo humu!”. Böyle mi sakinsin? Uyandığından beri çığlık çığlığa bağırıyorsun! En iyi dostun Pepito’ya inanılmaz hakaretler ediyorsun! Hiç utanmadan Gardiyan Jonathan’a Jonny diyorsun! Sana elli kere ona Jonny deme demedim mi ben? Niye laftan anlamıyorsun sen? Böyle mi sakinsin? Ha, söyle söyle! Böyle mi sakinsin sen? Şunu açıkça söyliyeyim ki Ajan Stanley, şu duvarı aramıza koymuş olmalarına çok seviniyorum çünkü biraz sinirlenirsen beni öldürecekmiş gibi oluyorsun. O vali gibi beni de… o vali gibi…yani o valiyi… valiyi…vali… Bunu demek istemedim ama iyi ki duvar var. Evet evet, iyiki duvar var.

STANLEY: Tamam. Pekâlâ, pekâlâ Pepito. Üzgünüm. Mektup elinde, değil mi?

PEPİTO: Evet. Elbette.

STANLEY:

Onu yanından sakın ayırma, cebine koy. Bir yerlere saklamaya kalkma, sonra bulamıyorsun.

PEPİTO: Evet! Evet! Elbette!

STANLEY:

Mektuba iyi bakarsan sana söz veriyorum ben de kuklana ve kaşığına iyi bakacağım.

PEPİTO:

A ha! İşte böyle uslu ol Ajan Stanley! Ben senin mektubuna canım gibi, sen de benim kuklama ve kaşığıma canın gibi, anlaştık mı?

Stanley kaşığı alır ve duvarı kazmayı dener.

STANLEY: Anlaştık.

PEPİTO:

Bu seste ne? Beni kurtarmaya geliyorlar! Evet, öyle! Kaşığı boşuna istemişim Ajan Stanley, sen de duyuyor musun?

STANLEY: Ben kazıyorum Pepito, başkası yok.

PEPİTO: Beni mi kurtaracaksın? O halde seni kim krtaracak?

STANLEY: Mektup Pepito, mektup.

PEPİTO: Elimde, ne olmuş?

STANLEY: Duvarı kazıp mektubu alacağım, sen de kuklanı ve kaşığını alacaksın.

PEPİTO: Duvarı kaşıkla mı kazıyorsun?

STANLEY: Hayır. Kuklanın gagası ile.

PEPİTO: Bence kaşığı denemelisin. Daha rahat olur.

STANLEY: Pekâlâ, bir deneyelim. Haklıymışsın.

PEPİTO: Ben çiftçi çocuğuyum unuttun mu? Pratik zekalı!

STANLEY: Duvar pek sert değil, sanırım başarabilirim.

PEPİTO: Kuklam nasıl?

STANLEY: Selamı var.

PEPİTO: Yani demek istediğim, rengi ve biçimi nasıl?

STANLEY: Güzel.

PEPİTO: Nasıl güzel, deli etme beni!

STANLEY: Nasıl güzel? Çok güzel!

PEPİTO: Aaaaaaa!

STANLEY:

Rengarenk, Pepito, rengarenk! Eline takıyorsun. Parmaklarınla kafasını oynatıyorsun sanırım. Gagası var. Nasıl denir, söyle deve kuşu ve ördek arası bir suratı var. Birazcık aptal duruyor. Sanırım anlaşabilirsin, uyumlu bir yaratığa benziyor.

PEPİTO: Şirin mi?

STANLEY: Çok.

PEPİTO: Çok?

STANLEY: Evet çok.

PEPİTO: Çok ne?

STANLEY: Çok şirin Pepito. Çok şirin.

PEPİTO:

O zaman daha hızlı kaz. Ona bir isim bulmalıyız. Kuklamın şirinliğine ve aptallığına yakışacak bir isim ne olabilir acaba? Hımm, bir düşünelim… (Mektubun üzerine bakar.) Washington olsa?

STANLEY: Orası başkent, olmaz.

PEPİTO: O zaman, o zaman. Şey olsun. Hakikaten ne olsun? Hay Allah! Şey şey, Rolex!

STANLEY: Rolex senin asil kızının adı değil mi?

PEPİTO: Haklısın. Kutsal İsa’ya ne dersin?

STANLEY: Sen adı Kutsal İsa olan kukla gördün mü hiç? Saçmalama.

PEPİTO: Sadece İsa ya da kutsal olsa?

STANLEY: Pepito!

PEPİTO: Buldum! Stanley!

STANLEY: Neymiş bulduğun isim?

PEPİTO: Stanley işte! Kuklanın adı Stanley!

STANLEY: Şu duvarı kafana yıkmadan kapat çeneni! Gerzek!

PEPİTO: Ne olur ki? Hem bana seni hatırlatır.

STANLEY: Onu parçalamamı ister misin?

PEPİTO: Seni…. Oyarım…seni… seni! Mektubunu yırtarım!

STANLEY: Tamam. Sakın yapma, şakaydı. Bir isim buldum.

PEPİTO: Ne buldun bakalım?

STANLEY: Jonny.

PEPİTO: Jonny mi?

STANLEY: Evet bence harika oldu. Kukla Jonny.

PEPİTO: Demek kukla Jonny…

STANLEY: Çok hoş oldu.

PEPİTO: Ne demek istiyorsun sen?

STANLEY:

Hiçbir şey demek istemiyorum. Kuklana isim arıyorsun, ben de sana yardım etmeye çalışıyorum. Harika bir isim bulduk ünlü Pepito! Kukla Jonny.

PEPİTO: Gardiyan Jonathan’ı kastetmiyorsun değil mi?

STANLEY: Aşk olsun. Nasıl böyle bir şey yapabileceğimi düşünürsün!

PEPİTO:

Dur, dur küsme hemen. Jonny. Kukla Jonny! Harika bir isim bu. Kukla Jonny ne yapıyor şimdi?

STANLEY: Ne? İyi iyi. Bir de bu çıktı başıma!

PEPİTO: Sana kukla Jonny’nin nasıl olduğunu değil, ne yaptığını sordum.

STANLEY: İshal olmuş, tuvalette şimdi. Bir saate kadar çıkmaz.

PEPİTO: Saat kaç?

STANLEY: Beş.

PEPİTO: Kukla Jonny’nin ishal olmayacağını ve tuvalete gidemeyeceğini biliyorsun.

(Stanley kaşıkla elini incitir.)

STANLEY: Ah, elim. Kahretsin.

PEPİTO: Ne yaptın eline?

STANLEY: Aaaah, kaşık. Kahretsin, elimi incittim.

PEPİTO: Hemen otur ve dinlen.

STANLEY: Parmağım, başparmağım çok kötü. Kımıldamıyor.

PEPİTO: Tuzlu su iste!

STANLEY:

Kimden isteyeyim, oda servisinden mi? Of, sadece sus lütfen. Kırılmış olabilir. (Kımıldatır.) Neyse, ahh, bir şey yok. İncinmiş o kadar.

PEPİTO: Dinlen Ajan Stanley, şöyle bir güzel dinlen.

Hücreler kararırken sokakta Jonathan aydınlanır.

JONATHAN:

Evet, bu çok büyük bir hataydı. Bugün bile böylesi bir aptallığı nasıl yaptım diye şaşıyorum. On dokuz yıldır çalıştığım hapishanenin hücrelerini karıştırmıştım. Sabahın beşi gibiydi. Kulelerde nöbetçilerin pineklediği bir saatti. Böyle bir zamanda gitmeliydim çünkü kimsenin beni iki idam mahkumunun penceresinden içeri bir şeyler atarken görmesini istemezdim. Beraber nöbet tuttuğum arkadaşıma dışarıda biraz hava alıp sigara içeceğimi söyledim ve dışarı çıktım. Zifiri bir karanlık vardı. Orta avludaki köpeklerin iniltileri sisli geceyi daha da korkutucu kılıyordu. O telaş ve gerginlik içinde yanlışlıkla mektubu Pepito’nun, kukla ile kaşığı Stanley’in hücresine atıverdim. Sabah olunca da evime gittim. Tanrı biliyor ya, hatamı anladığım andan itibaren bir ölüye elli dolar borçlu olmanın acısını yaşadım; korkunç acısını.

Stanley hücresinde duvarı kazarken aydınlanır.

Gün gitgide yaklaşıyordu. Aynı gece yine nöbetçiydim. Pepito’ nun idamı gerçekleşecekti ve saati yaklaştıkça bilincim kayıp gidiyordu. İdam emri her an gelebilirdi. Her şey müdürden gelecek emre bağlıydı. Müdür ise başsavcı ile görüşüyordu. Başsavcı, kanun gereği, idamların şahitlerin huzurunda yapılması taraftarıdır. Müdür ise bunu gereksiz bulur ve idamların sessiz sakin, tez elden yapılmasını ister. Belki de başsavcıyı ikna edemeyecek ve şahitlerin huzurunda idam gerçekleşecekti. Ben bütün gece tetikte, haber gelir diye oturdum. Başımda inanılmaz bir boşluk vardı ve bir şeyler canımı, yüreğimi kemiriyordu. Belki de gözlerimi açacak tek şey Pepito’nun ölümüydü…

Jonathan sokakta kararır.

STANLEY:

Pepito uyudun mu? Az kaldı, duvar bizi seviyor dostum. Kim bilir duvarı kazdık diye bizi idam ederler. Ne dersin?

PEPİTO: Zannetmiyorum, idam için duvarı havaya uçurmamız gerekir.

STANLEY: Demek uyumadın.

PEPİTO: Uzanıyorum ajan Stanley.

STANLEY: Uyuma olur mu, duvar bitmek üzere. Birazdan kuklana kavuşacaksın.

PEPİTO: Bekliyorum dostum. Duvara şöyle sıkı bir tekme atmamı ister misin?

STANLEY: İyi bir fikir olduğunu sanmıyorum. Of parmağım beni öldürecek.

PEPİTO: Biraz dinlen.

STANLEY: Yatağa geçer. Kuklayı eline geçirir ve sesini değiştirir.

Bak kukla Jonny uyumuş Pepito! Benn uyyudum Peppitto!

PEPİTO:

Aaa, kukla konuştu. Merhaba sevgili kukla Jonny. Aramıza hoş geldin. Yataklarımız biraz rahatsızdır ama eminim burayı seveceksin.

K JONNY:

Rahatsız da kelime mi Peppitto! Gagamı yaslayacak şöyle yumuşacık bir yastık bile yok. Belime ağrılar girdi. Ay ay ay!

PEPİTO:

Ha ha ha! Duyuyor musun Stanley, bu harika! Haklısın sevgili kukla Jonny, benim de belim ağrıyor. Ne dersin sence sırt üstü yatmak daha mı iyi yoksa yüzükoyun mu?

K JONNY: Bence sırt üstü daha sağlıklı beyler.

STANLEY: Ben Jonny’e katılıyorum.

PEPİTO: Ajan Stanley de bizimle konuşuyor, duyuyor musun kukla Jonny?

K JONNY: Demek ki bizi çok seviyor.

PEPİTO:

Benim yerime onu öper misin kukla Jonny? Şöyle kocaman bir öpücük kondur suratına.

K JONNY: Tabii ki!

 Stanley kuklayı yanağına götürür ve öptürür. Birden ağlamaya başlar.

PEPİTO: Pepito öptün mü?

K JONNY: Evet…

PEPİTO:

Haydi ajan Stanley, belki istemeyeceksin ama sen de benim için kukla Jonny’i öper misin?

STANLEY: Pekâlâ.

Öper, gözlerini siler.

PEPİTO: Yazık ki beni kimse öpmüyor.

STANLEY: Annen ya da Linda öpmüyor mu seni?

PEPİTO: Sesine ne oldu, ağladın mı?

STANLEY: Yok canım ne ağlaması, kukla Jonny’i konuşturayım derken boğazımı incittim.

PEPİTO: Linda beni öptü, annemde beni öptü. Şimdi neredeler acaba?

STANLEY: Cennettedirler.

PEPİTO: Ben cenneti görmedim, bilmemde, ama herkes çok güzel olduğunu söylüyor.

STANLEY:

Evet Pepito cennet bilmediğimiz ama güzel olduğunu düşündüğümüz bir yerdir. Hıh. Kimse cenneti görmemiştir ama harika olduğuna inanılır. Babam ne derdi biliyor musun; ‘Cennet insanın yüreğindedir’ derdi. Mutsuz bir hayat sürmenin, huzurlu bir insan olmaya gayret etmemenin büyük bir günah olduğunu ve bu günahı işleyenlerin cenneti asla göremeyeceklerini söylerdi. Bunu şimdi anlayabiliyorum, burada, zombiler koğuşunda… Eee dostum, uzun olduğunu düşündüğümüz seneler bir solukta geçip gidiyor. Daha demincek evlendim sanki! Kızlarım az önce doğdular… Buna kim inanır? Ya da yarın uyanınca babam ve ağabeyimle bahçeyi düzenleyeceğiz. Hah! Of, Pepito of… Ben hep bekledim. Tüm ömrüm boyunca dün ve yarın arasında sıkıştım, kaldım.

Pepito uyumuştur.

Oysa tüm aradığım, umut ettiğim, tüm istediğim yaşadığım şu an içindeymiş. Başka bir yerde değil. İnanması güç; bazen böyle biri olduğum için birçok insanı suçladım. Lisede beni döven ya da benden daha yakışıklı olan arkadaşlarımı suçladım; benden daha akıllı diye ağabeyimi suçladım, neden daha zengin ve güçlü değil diye babamı suçladım, bana neden daha fazla elbise almıyor, beni neden anlamıyor diye annemi suçladım, hak ettiğim değeri göstermiyor diye tüm ailemi suçladım… Ama bu asla çözüm olmadı.

Yüzünü bir öfke kaplar.

Savaşmak Pepito, savaşmak! Bu kelimenin benim hayatımda apayrı bir anlamı vardır. İki cephe! Birinde ben diğerinde ailemin kumandasında geri kalan tüm dünya! Düşlerimdeki mükemmel Stanley olmak için savaştım. Bir gün ne oldu biliyor musun? Savaş sona erdi. Neden bitti peki? Çevremdeki herkesi korkutup, kendimden uzaklaştırdıktan sonra bir şeyin farkına vardım: Düşünemeyen, kimseyi önemsemeyen ve duymayan, hayatı anlamayan bir yabancı bir yabani oluvermişim dostum! Üzerine giydiğim yalancı kıyafet, o şey…O maske ise beni bir palyaçoya çevirmişti. Mutsuz ve itici görünümlü bir palyaçoya…

Eve her gün yeni bir kahramanlıkla gidiyordum. Çoğu yalan ve abartılı kahramanlıklarla! Futbol maçındaki başarım, ağabeyimi dövenlere karşı savurduğum yumruklar, babamın arkadaşlarının beni övmeleri için çırpınışlarım, yaz aylarında deliler gibi çalışıp para kazanmak, eve alışveriş yapmak… Ben kahraman olmak istiyordum dostum. Kahraman olmak, şövalye olmak!  Beni daha çok sev baba! Beni daha çok sev anne! Herkes beni daha çok sevsin! Beni daha çok, daha çok sevin!

Oysa tek istediğim neydi biliyor musun Pepito? Annemin ve babamın gözlerimin içine bakarak ‘Seni seviyoruz oğlum’ demeleriydi. ‘Seni seviyoruz ve sana inanıyoruz. Sen çok iyi bir evlatsın.’ Bunu hiçbir zaman söylemediler. Babam beni ben uyurken öpermiş, hah!.. Bu yüzden savaştım belki, şimdi o genç Stanley’e bakınca bunu düşünüyorum. İntikam almak istedim. Fakat sonunda gördüm ki yaşım ilerlese de ruhum geçmişte bir yerlerde takılıp kalmış, kanlar içinde acı çekiyor… Polis koruması olmayı da bu yüzden istedim sanırım. Artık ben sahneden inecektim, kimse beni izlemeyecekti. Ben insanları izleyecektim ve her birine hak ettiği gibi davranacaktım. Sen ne dersin kukla Jonny, öyküm Pepito’ nun dilini yutturdu sanırım?

Stanley kuklayı eline takar.

K JONNY: Öykün çok tanıdık ajan Stanley. Beni anlattın sanki.

STANLEY: Senin nasıl bir öykün olabilir ki? Sen bir kuklasın.

K JONNY: Kuklaların da bir öyküsü vardır. Yalnız biz öykülerimizi çabuk unuturuz.

STANLEY: Bizler de öykülerimizi çabuk unuturuz kukla Jonny.

K JONNY: İşte insanlar ve kuklaların bir ortak özelliği.

STANLEY: Ne demezsin!

K JONNY: İdam günü yaklaşıyor. Korkuyor musun?

STANLEY: Bilmiyorum.

K. JONNY: Korkuyorsun.

STANLEY: Hey Pipito, kukla Jonny saçmalamaya başladı, işitiyor musun? Pepito?

K JONNY: Uyumuş…

STANLEY:

Karıma bile anlatmadığım hayatımı Pepito’ya anlatıyorum ve o uyuyor. Ardından bir kukla ile dertleşiyorum.

K JONNY: Karına niye anlatmadın?

STANLEY: Eğer anlatsaydım bana psikiyatra gitmemi söylerdi.

K JONNY: Abartma!

STANLEY: Beni kimse anlamadı Jonny.

K JONNY: Pepito’ya neden anlattın?

STANLEY: O zararsız çünkü.

K JONNY: Karın zararlı mı ajan Stanley?

STANLEY: Öyle demek istemedim.

K JONNY: Zararsız ne demek o halde?

STANLEY: O iyi bir insan; bebek ya da çocuk gibi. Yakında idam edilecek.

K JONNY: Ooo, zavallı Pepito. O suçsuz, ya sen!

STANLEY: Ben?

K JONNY:

Ya sen vali koruması Stanley, suçsuz musun? Sen masum musun ajan Stanley! Hey sana soruyorum Allah’ın belası, katil!

STANLEY: Bilmem…

K JONNY:

Dinle o halde! Vali odasında çalışırken sakin bir halde odasına girdin. Hatta kapıda duran meslektaşlarınla şakalaştın, valiye doğru yürüdün ve tabancanı çıkardın. Hiç tereddüt etmeden eyalet valisini sağ şakağından vurdun. Adamcağız orada öldü. Eee? Şimdi ne diyorsun ajan Stanley? Sen masum musun?

STANLEY: Çığlık çığlığa.

O odada neler konuşuluyor, çok iyi biliyorum! Dışarıda hiçbir şeyden haberi olmayan insanların hayatları alınıp satılıyor. Mafya mı dersin, alınıp satılan ihaleler mi dersin, seçimler için verilen milyonlarca dolar rüşvet mi dersin… O bunu hak etti. Bizlerin düşünemeyen bekçi köpekleri olduğunu düşünüyordu. Bunu kimse anlayamaz, hiç kimse!

K JONNY:

Haydi Stanley, adamı öldürmenin sebebi bu değil. Toplumu korumaya çalışan bir kahraman değilsin sen. Adamı öldürdün! Ha ha ha ha! Adamı hiç düşünmeden, soğuk kanlılıkla öldürdün çünkü karına sulanıyordu.

STANLEY: Kuklayı bırakır.

Yeter artık! Orospu çocuğu! Ölmeyi hak etti, kimse karıma el süremez!

Pepito uyanır.

PEPİTO: Stanley’den ses gelmez.

Ne oldu Stanley? Hey uyumuş. Kukla Jonny sen de uyudun mu? Ben de uyurum o halde.

Pepito’nun annesi gelir. Stanley uzanmıştır.

ANNE: Pepito? Uyudun mu?

PEPİTO: Anne? Sen mi geldin? Oooo, anneciğim seni çok özledim.

ANNE: Sarılır.  Oğlum… Bir tanem…

PEPİTO: Nasılsın anne?

ANNE: Çok iyiyim oğlum.

PEPİTO:

Linda da bazen geliyor. Ünlü dansçı David’i bile görüyorum. Benim için dans ediyor, yalnız benim için, buna inanabiliyor musun? Anne, bu mektubu okur musun? Bu Stanley’in karısının gönderdiği mektup.

ANNE: Okur.

“Canım sana ulaşacağını bilmiyorum ama sana yazıyorum. Başımıza ne gelirse gelsin son nefesime kadar seni seveceğim. O adamı öldürdüğünü söylüyorlar ama ben buna inanmıyorum. Hapishaneye çok kez geldim ama seninle görüştürmüyorlar. Kapısını çalmadığım yetkili kalmadı ama kimse bu konuda yardım etmeyeceğini söyledi. Görüşmemizin olanaksız olduğunu söylüyorlar.”

PEPİTO: Zavallı kadın.

ANNE:

Bilmek istersin diye düşündüm, evi taşıdım. Tüm komşularımız birden bize düşman kesildiler. Ben önemsemiyorum ama çocukları kötü etkiliyor. Çocuklar deyince, onlar seni çok özlediler. Yakın zamanda çıkacağını düşünüyorlar. Küçük kızımız Betty ile bir sorun yok ama sanırım Sarah olanların farkında. Ben çok iyiyim, merak etme. Düzenli olarak doktara gidiyorum ve egzersizlere harfiyen uyuyorum. Son bir aydır biraz fazla kilo aldım ama doktor bunun normal olduğunu söylüyor.Sanırım be sefer ki normal bir doğum olacak.

Yeni konoğumuz Betty gibi erken gelmezse doğuma tam otuz dört gün kaldı. Oğlumu senin adını vereceğim. Stanley…Seni seviyorum. Sonsuza dek…’’

PEPİTO: Ajan Stanley’in çocuğu olacakmış anne, bu harika. Sadece 34 gün kalmış.

ANNE: Mektubu ona ulaştırmalısın oğlum. Ona yardım et. Tamam mı?

PEPİTO: Tamam anne, o duvarı kazıyor. Ben de mektubu koruyorum.

ANNE.Seni seviyorum oğlum.

PEPİTO: Bana sarılsana. (Pepito’nun annesi onu öper ve gider.)

PEPİTO: Güle güle anne. Stanley! Ajan Stanley uyan, sana bir haberim var. Hey!

STANLEY: Ne var?

PEPİTO: Uyandın mı? Annem buradaydı, mektubunu okudu, sana müjdem var!

STANLEY: Yapma Pepito, ne olur.

PEPİTO:

Peki o halde, beni şöyle bir güzel dinle. Kızlarının adı Sarah ve Betty.Hatta Betty biraz erken doğmuş. Sonra karın evi taşımış çünkü mahallede komşular huzursuz ediyormuş. Ve… ve… ve… Oğlun olacak dostum! A ha! A ha! Bu harika bir haber, sence de öyle değil mi Stanley? Hem de tam otuz dört gün sonra! Sence annem geldi mi, gelmedi mi dostum ukala Stanley?

(Stanley’in nutku tutulur. Önce inanmaz gibi olur, ardından ağlar ve Pepito’yu dinlemeye koyulur. Bir süre sonra mutluluktan uçacak gibidir.)

Karın oğlunu adını Stanley koyacakmış. Bence demode bir isim. Bence çocuklara daha güzel isimler konulmalı. Mesela…mesela…şey şey Roberto! Evet, evet bu harika bir isim hem de benim babamın ismi. (Stanley heyecanla kazmaya başlar.)

STANLEY:

Bu imkânsız! Pepito! Ha ha ha! Demek oğlum olacak ha! Sen, sen bunu nasıl beceriyorsun, bilmiyorum ama harikasın. Kesinlikle harikasın

PEPİTO: Elbette harikayım. Benim adım Pepito ve ben harikayım!

STANLEY: Bu bir mucize! Ha ha ha! Sen de bay mucizesin!

PEPİTO: Ben bay mucizeyim! Ben bay mucizeyim!

STANLEY: Bu nasıl oluyor Pepito? Annen …Linda?

PEPİTO: Hiçbir fikrim yok. Beni ziyaret ediyorlar. Bu bir mucize!

STANLEY. Evet, evet mucize! Sen bay mucizesin. Ha ha, sen büyüksün Pepito!

PEPİTO: Bay mucize! Benim adım Bay Mucize! Bay Mucize! Bay Mucize !!!Ha ha ha!

STANLEY: Hemen şu duvarı kazalım! Saat kaç oluyor dostum.

PEPİTO: Benim ki durmuş, sende saat kaç?

STANLEY:

Sabahın altısı, ha ha ha! Bunu biliyor muydun Bay Mucize, kukla Jonny seni çok özlemiş. Hemen yanına gelmek istiyor!

PEPİTO:

Bu harika bir haber ajan Stanley. Haydi kaşıkla, kaşıkla, tıpkı yoğurt yer gibi…kaşıkla, kaşıkla!

STANLEY: Sırtını duvara dön! Olmak ya da olmamak! İşte mesele bu!

PEPİTO: Ooo, dans! Evet! Harika! Sırtım duvarda.

STANLEY: Şimdi iki adım öne! Haydi şarkı söyle dostum!

PEPİTO: Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu. İşte mesele bu.

Stanley bir yandan duvarı kazarken bir yandan kukla Jonny’i konuşturur. Eline takar.

PEPİTO-K. JONNY:

Olmak ya da olmamak! Bütün mesele buu! İşte mesele bu! Tüüm mesesle bu! Hey hey hey!  İşte bütün mesele bu, işte mesele bu!

STANLEY: Duvar delinmiştir Bay Mucize! Lanet duvar açıldı işte!

PEPİTO:

He he heey! Kaşık göründü! Kaşık göründü! Daha hızlı kaz, haydi, hızlı kızlı hızlı!

STANLEY:

Evet daha hızlı! Oooo, ısınıyor! Kaşık ısınıyor! Kaşık ısınıyor! Ahhhh! Kaşık elimi yakıyor!

PEPİTO:

İşte! Hey seni gördüm. Sonunda seni gördüm lanet ajan Stanley! Ama? Hani, ama! Hani bıyığın yok senin?

STANLEY: Bıyığım olduğunu söylemedim ki sana. Az kaldı. Evet,evet! Harika!

PEPİTO: Hızlı, hızlı, hızlı, hızlı! (Eliyle kazar.)

STANLEY: İşte bu kadar. Haydi tokalaşalım.

            Stanley elini sokabileceği kadar delik açmıştır.

PEPİTO: Merhaba ben Pepito. Ha ha ha! Bu harika!

STANLEY: Gözleri yaşlı. Kolumu kıracaksın, yavaş!

Stanley kolunu çeker ve K. Jonny’i sokar.

K JONNY: Dostum Pepito merhaba.

PEPİTO: Nutku tutulur. Durduğu yere çöker ve kuklaya kilitlenmiş, geveler.

Ay, ay, bu, ay, aman, ay! Merhaba dostum kukla Jonny. Şimdi gaganı aç ve mektubu al. Ajan Stanley’e benden hediye olduğunu söyle. Al bakalım! Ha ha ha haay!

Stanley mektubu alır. O sırada Pepito’nun hücresine gardiyan Jonathan ve Bir Gardiyan girer.

PEPİTO: Gardiyan Jonathan? Hey Stanley beni çıkarıyorlar. Hey, yaşasın.

Stanley kolunu duvardan sokar. Mektup yere düşer.

STANLEY: Yoo! Hayır! Elimi tut Pepito!

BİR GARDİYAN: Bu da ne demek oluyor, duvarı delmişsin hayvan herif!

Pepito’yu joplar. Stanley’in koluna vurur. Jonathan araya girer.

PEPİTO: Aaaaah! Dur, vurma. Ne diye vuruyorsun. Ah. Jonathan kurtar beni! Aah, vurma!

STANLEY: Kolum! Kolumu kırdın aşağılık herif!

JONATHAN: Yeter bu kadar. Jopunu yerine sok!

BİR GARDİYAN: Ama…

Pepito ve Stanley yerde inlemektedir.

JONATHAN: Sana yeter dedim! Kalk gidiyoruz Pepito.

STANLEY: Kahrolası Jonathan, bırak onu. Ah…

Kelepçe takılır.

PEPİTO:

Kelepçe mi? Kelepçe mi? Beni hapishaneden çıkarırkan neden kelepçeliyorsun? Jonathan! Ah, bu canımı yaktı. Bu insanın canını yakar, bilmiyor musun?

Pepito’ yu götürürler.

STANLEY: Bırakın onu, bırakın onu! Bırakın onu!

JONATHAN: Kendine gel Stanley!

PEPİTO: Beni buradan kaçırıyor musun?

JONATHAN: Ağlamamak için dayanır.

Haydi şimdi gitmeliyiz Pepito. Çok üzgünüm dostum.

STANLEY: Bırakın onu! Onun bir suçu yok! Jonathan, beni dinle! Onun hiçbir suçu yok!

BİR GARDİYAN: Kapa çeneni Stanley!

STANLEY: O masum Jonathan, o masum. O masum… Tanrım…

Hücreler kararır. Sokak dekorunun bulunduğu yükselti infaz odasına dönüşmüştür. Bir urgan havada dolanır. Jonathan, gardiyan ve Pepito girer. Pepito idam için hazırlanır.

BİR GARDİYAN:

4125 numaralı mahkûm Pepito Cortez’ın infazı şahitler huzurunda gerçekleşecektir. On altı Mayıs 1977 tarihinde, Greendays bakımevi müdürü James Brand’ın kızı Linda Brand’ı öldürmek suçundan yargıç önüne çıkan Pepito Cortez’ ın suçu sabit bulunmuş ve eyalet mahkemesi kararınca idam cezası verilmiştir.

Boynuna ip geçirilir. Gardiyan yerine geçer.

PEPİTO:

Gardiyan Jonathan? Beni buradan kaçırmıyorsun! Beni öldürüyorsunuz. Hem de kalın bir iple öldürüyorsunuz. Linda’yı iple öldürdüğümü düşündüğünüz için mi beni de iple öldürüyorsunuz?

BİR GARDİYAN: Mahkûm dilerse peder ona dua okuyacaktır.

PEPİTO: Peder istemiyorum. Dua da istemiyorum! Ben Stanley’i istiyorum.

BİR GARDİYAN: Bu imkânsız mahkûm Pepito Cortez.

JONATHAN: Tutuklunun dileğini yerine getirin.

BİR GARDİYAN: Efendim bu imkânsız.

JONATHAN:

Eminim ki sayın hapishane müdürümüz ve sayın başsavcı bu masum isteğe olumsuz bakmayacaktır.

Gardiyan Stanley’i getirmeye gider.

PEPİTO: Oooo, gardiyan Jonathan, demek ölüyorum. Çok, çok, çok korkuyorum.

JONATHAN: Tutuklu isterse peder ona dua okuyabilir!

Dayanamaz, infazdan ayrılır.

PEPİTO:

Onu öldürmedim. (Seyirciye bakar.) Hey müdür bey orda! Müdür James, ben Linda’yı öldürmedim. Size yemin ederim, bana inanın. Linda’yı çok severim, onu neden öldürmek isteyeyim?

Stanley gelir.

Hey ajan Stanley, bak müdür James orada oturuyor. Sanırım bana çok sinirli, hala cevap vermedi. Hem mektup yazmana da gerek yok, hemen anlatsana! Ona olanları anlatıp suçsuz olduğumu söyle! Yastıktan da söz et!

BİR GARDİYAN: Mahkûmun dileği üzerine mahkum Stanley geldi.

STANLEY: Olmaz Pepito, olmaz.

PEPİTO:

Neden olmaz? Ajan Stanley, bana söz vermiştin! Hem de ipi de benim çalmadığımı söyleyecektin!

STANLEY: Pepito, beni dinle! Annenle, babanla ve Linda’yla olmak istemez misin?

PEPİTO: İsterim ama bana öyle geliyor ki, bu adamların hiçbiri beni sevmiyor!

STANLEY: Şimdi şarkını söyle ve birazdan hepsiyle beraber olacaksın. Bana güven dostum.

PEPİTO: Gerçekten mi?

STANLEY:

Tabi ya! Hem şarkını söyleyip hayal ederken gözüne ışık girmesin diye başını siyah bir şapkayla kapatacaklar! Böylece şarkın bitince ilk göreceğin kişi Linda olacak. Bu insanları bir daha görmen gerekmeyecek! Hiçbirimizi bir daha görmen gerekmeyecek…

PEPİTO: Ajan Stanley?

STANLEY: Evet, Pepito?

PEPİTO: Sen de benimle şarkı söyler misin?

Pepito’nun başı siyah bir bez parçası ile kapatılır.

STANLEY:

Şarkı?… Şarkı tabii… Olmak ya da olmamak. (Pepito eşlik eder.) İşte mesele bu. Tüm mesele bu.

PEPİTO:

Heeey! Burası çok güzel bir yer. Oooo, evet evet! Burası kesinlikle çok güzel bir yer. Linda?

Sahne aniden kararır. Pepito idam edilir. Stanley çığlık atar. Gardiyan Stanley’i götürürler. Bir süre sonra flu bir ışık altında Pepito’yu havada asılı görürüz.

STANLEY: Hayır! hayır!

Jonathan yine kirli karışık elbiseleri içinde sahneye düş mekanına gelir. El sallamaktadır.

JONATHAN:

Elveda Bay Mucize! Elveda Bay Mucize. Elveda Bay Mucize…Pepito böylece çıkıp gitti aramızdan. Bay Mucize ölünce bu infazın hayatımdaki son infaz olmasına karar verdim. Bir daha kimsenin ölümünü gün be gün izlemeyecektim. Bunu yaptım da! Sorumsuzluk ve otoriteye karşı çıkma suçlarından dolayı hapishane yönetimi beni işten atsa da zombiler koğuşundan bir kişiyi kurtarabildim. Elli dolar borcumu geri verebilmek için…Ajan Stanley’i hapishaneden kaçırdım. Ajan Stanley’nin hapishaneden nasıl kaçtığı asla çözülemedi. Öyle ya, kimin aklına gelirdi yılların gardiyanı Jonathan’ın arabasının bagajına bakmak?

Kukla Jonny’i çıkarır. Pepito’nun bulunduğu mekân kararır.)

Sen ne dersin Jonny, Stanley’i hala bulamamışlar.

K JONNY.

Elbette bulamazlar. Kahrolası Stanley bizi artık ziyaret etmiyor. O çok uzaklara gitti, değil mi?

JONATHAN: Evet, öyle. Ya sen de çekip gitmek ister misin?

K JONNY:

Ben uzaklara gidersem sen tek başına ne yapacaksın burada? Bensiz kendine bakamazsın.

JONATHAN:

Oo, demek öyle! Sensiz birşey yapamayacağımı da nereden çıkardın? Seni ukala kukla!

K JONNY: Haklısın aslında. Ama biliyor musun, bende sensiz gitmek istemem.

Jonathan elindeki kukla ile sahneyi yavaşça terkeder.

JONATHAN:

İşte iyi dostluk diye buna denilir. Sen çok iyi bir dostsun Jonny, bunu bilmeni isterim.

K JONNY: Sen de öylesin Jonathan…

Çöplük kararırken Dansçı David’i oyunun başındaki dansıyla izleriz.

PEPİTO: Hey! Linda! Bu harika bir dans! Oooo, evet! Evet! Bu kesinlikle harika bir dans!

PERDE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: