İçeriğe geç

Yazı, Yazmak ve Yazarlık Üzerine -Akademik ve Edebi Yazarlığın Alegorik bir Karşılaştırması-

Akademik yazarlık tren yolculuğuna çok benzer. Oysa edebi yazarlık bir yelkenliyle tek başına okyanusa açılmak gibidir. Elbette her ikisinde de yaratıcılık, eleştirel düşünce, yüksek seviyede dil yeterlikleri büyük rol oynar, fakat gelin ‘tren ve yelkenli’ benzetmesiyle, farklılıklardan bahsederek her ikisini de tanımlayalım.

Tren yolculuğunu tek başınıza yapamazsınız. Başından sonuna kadar etrafınızda insanlar vardır. Tıpkı bilimsel bir araştırmanın makaleye veya kitaba dönüşme sürecinde, etrafınızda meslektaşlarınızın, asistanların ve öğrencilerin olduğu gibi, süreci küçük bir toplulukla birlikte deneyimlersiniz. Sonra trenin kalkış saati, tam olarak nereye gideceği ve hangi rotayı kullanacağı, nerede oturacağınız ve aşağı yukarı ne yiyip ne içeceğiniz bellidir. Akademik yazarlık da böyledir; yazacağınız metnin türüne göre ana başlık dışında neredeyse tüm biçim genel teamüllere uygun olmalıdır. Kaç kelime yazacağınız, hangi kelimeleri kullanıp kullanmayacağınız bellidir. Tıpkı trende “Yoldan sapıp gölün kıyısından gideyim,” diyemeyeceğiniz gibi, akademik yazarlıkta da “Veri Analizi başlığı altında biraz da deneyimlerimden bahsedeyim,” diyemezsiniz. Akademik yazarlık bu tür sınırlılıklarla doludur. Hatta kimi noktalarda bilimsel içeriği bile özgür bir biçimde belirleyemezsiniz. Bilim endüstrisinin doğrularından ve beklentilerinden, yani raylardan kurtulamazsınız. Ayrıca akademik yazarlığın çok büyük bir oranı hazırlık aşamasından ibarettir: araştırma deseni tasarlama, veri toplama, verilerin derlenmesi ve analizi, yorumlama süreçleri katı bir hiyerarşiyle planlanır ve uygulanır. Yine de güzel yanları da yok değildir. Yazdığınız makale veya kitap muhakkak yayımlanacaktır, endişe etmeyin. Her bilimsel metne uygun bir yayınevi veya dergi vardır. Sonuç olarak bu sizi duygusal anlamda değiştirmeyen, en fazla tanınırlığınızı arttıran, kadro/rütbe almanızı sağlayan bir yazı deneyimidir.

Edebi yazarlık ise tek başınıza bir yelkenliyle okyanusa açılmaktan farksızdır. İstediğiniz kadar plan yapın, çoğu zaman okyanus ve hava şartları rotanızı ve hızınızı belirler. Zihnen ve bedenen yaptığınız hazırlıkların hiçbiri sizi hedeflediğiniz öte kıyılara ulaştırmayabilir. Okyanusa tek başınıza açıldınız mı, yolculuğunuzun doğasını belirlerken dalgalar da rüzgarlar da en az sizin kadar söz sahibidir. Yani nereye, ne kadar sürede, nasıl varacağınızı siz belirlemezsiniz. Bu deneyimin bir benzerini romancı da yaşar: ana öykü belirlenir, karakterler inşa edilir, yan öyküler, estetik unsurlar ve genel üslup tasarlanır, fakat tüm bunlara rağmen ortaya çıkan şey yazınsal yolculuğun başında belirlenenden radikal bir biçimde uzak olabilir. Yani edebi yazarlıkta da nereye, ne kadar sürede, nasıl varacağınızı da siz belirleyemezsiniz. Önce her şey ufak bir fikirle başlar, küçük bir duygu tanesi aklınızda kök salarak büyür. Kimi fikirler sarmaşık gibi hızla yeşerirken, kimileri zeytin ağacı gibidir; fidesini, filizini aklınızda yıllarca taşır ve büyümesini beklersiniz. Ardından, o ilk duygunun temsilcisi olan öyküler, karakterler ve yazınsal katmanın diğer unsurları gelir. Bu süreçte biriktirdiğiniz kuramsal bilginin çok da bir önemi yoktur. Yolculuk başlamıştır ve okyanus kuram, kavram takmaz. Ve yazmaya, yol almaya başlarsınız. Aslında yol aldığını zannedersin, oysa olan çok daha farklıdır. Senle kâğıt arasındaki ışık hızında gerçekleşen etkileşim atom altı parçacıklardan sosyal yapılara kadar uzanan yaşam döngüsünün oluşma aşamasıdır. Atomlar moleküllere, moleküller karmaşık biyokimyasal varyasyonlara dönüşür. Bunlar hücrelere, metabolizmalara, organlara evrilir, nihayetinde bir beden ortaya çıkıverir. Bu beden kaotik bir sosyal ağın içinde etkileşir ve var olur. Yazarın evreni de bu süreçten geçer; kelimeler yeni hikayeler doğurur, yeni hikayeler yeni çatışmaları, yeni çatışmalar önceden hiç planlamadığınız üst ve öte argümanları şekillendirir. Öyle bir an gelir ki kâğıt üstündeki şeyin kalbi atmaya başlar ve elinizi kâğıttan çektiğinizde onun yaşayabileceğini bilirsiniz. Artık insanlarla paylaştığın ortak kıyılar geride kalmış, her şeyin mümkün olduğu engin bir okyanusa açılmışsındır. Yelkenlide yalnız başladığın yolculuk giderek kalabalıklaşır. Yarattığınız insanların ve yaşamların sadece bir kurgu olduğuna kimse sizi ikna edemez. Bu sürecin çok acı bir yanı da vardır. Sonunda yayımlanmayabilirsiniz ve yazdıklarınızın edebi bir değeri de olmayabilir; ne hissettiğiniz yolculukla alakalıdır ve eserinizi iyi veya kötü yapmaz. Okyanusu aşarken neler yaşadığınızı kimselere anlatamazsınız. Ama emin olun, bu deneyim sizi değiştirmiş, dönüştürmüştür.

Kemal Sinan Özmen/2017

Yazı, Yazmak ve Yazarlık Üzerine -Akademik ve Edebi Yazarlığın Alegorik bir Karşılaştırması-’ için 2 yanıt Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.